Kayıtlar

《 ÖZ ŞEFKAT 》

 Mevlana Celaleddin Rûmî'ye atfedilen bir sözde: " Kâbe, Azer’in oğlu Halil İbrahim’in yaptığı bir binadır. Kalp ise, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin Kâbe yıkmaktan daha kötüdür .” der. Bu cümleleri duyduğumuzda birçoğumuz bunu sadece diğer insanların kalbi için söylendiğini düşünür. Peki ya kendi kalbimiz? Diğer herkesin kalbini Rab yarattı da, kendimizinki başka türlü mü oluştu? Hayır! Kendi kalbimiz de Rabbimizin nazargahıdır. Bir kalbin kırılmaması gerekiyorsa, kendi kalbimiz de buna dahildir. Yazar da bu kitabında, yaptığımız hatalara karşı acımasızca davranmanın olumsuz etkilerini anlatarak, öz şefkatin önemine değiniyor. Bu kavramları anlatırken kendi hayatından, hatalarından, yüzleşmelerinden bahsederek sohbet havasında bir okuma deneyimi sunuyor. Ayrıca bölümlerin sonlarında verdiği alıştırmalarla, ruhu sağlıklı yollara yönlendiren çözüm seçenekleri sunuyor.  Yazar ilk olarak kişinin kendine olan nezaketinden başlıyor.Ona göre insanın ken...

《 S 》BUTİK PARIS

 Kendimle ilgili en sevdiğim özellik, kendime verdiğim sözleri tutmak için gayret etmem ve bu vesileyle hayallerimin gerçekleştiğini görmek.. Dünyayı gezmeyi hedeflediğimde önceliklerim arasında Paris yoktu. Hatta popülaritesi yüzünden geri duruyordum. Lakin 2025 yılı başında Victor Hugo okumaya başlayınca işler değişti. İlk Notre Dame'ın Kamburu kitabıyla başladığım bu okuma serüveni daha ilk kitaptan Paris’e merakımı artırdı. Bu şahane kalem, yıkılması planlanan Notre Dame Katedrali'ni yazdığı kitapla kurtarır. Notre Dame'ın Kamburu kitabının ilk 200 sayfası biraz fazla didaktik olduğundan pek çok kişiye sıkıcı gelse de sonrası merak ve heyecanın sürüklemesiyle bir çırpıda bitiyor. Notre Dame'ın Kamburu kitabını okuduğumda inceleme yazıma şöyle yazmıştım: " Coğrafi tasvirler çok ayrıntılı, çok merak ederek okudum ama böyle kitaplarda hayalim, Notre Dame'ı gezerken anlatılması ve o zamanda okumak:). Ne kadar merakla okusam da havada kalıyor. Hayallere ekli zat...

《 "Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar" (Ergen Çocuklarımıza Keyifle Ebeveynlik Etmenin Yolları) 》

 İnsan bazen bazı imtihanlarla boğuşurken çıkmaza düşebiliyor. Farklı çözüm yollarını deniyor olsa da yüreğini rahatlatacak arayışlardan da vazgeçmiyor. İletişim Yayınları’ndan çıkan ve Dr. Sara Villanueva tarafından kaleme alınan "Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar" (Ergen Çocuklarımıza Keyifle Ebeveynlik Etmenin Yolları) kitabı zaten kitaplığımda olan bir eserdi. Dertleşmek için iyi olabilir diye düşünerek okudum ve gerçekten biraz da olsa içim rahatladı. Yazar kitabın sonunda eseriyle ilgili şöyle diyor ve ben bu cümlelerine kesinlikle katılıyorum: Bu yolculuğun başında insanlar “Nasıl bir ebeveynlik kitabı yazıyorsun, ders kitabı gibi mi?" diye sorduğunda, ilk tepki olarak “Hayır asla!" dedikten sonra kafamda şöyle bir şey canlanıyordu: Ergen ebeveynlerinden oluşan kalabalık bir grup olarak kocaman bir masa etrafında toplanmışız, bir yandan birbirimize hikâyeler anlatıp kahkahalarla gülüyoruz, bir yandan da birbirimizden bir şeyler öğreniyor ve ergenlere ebeveynlik etme...

《 SEVME SANATI 》

 Erich Fromm'un "Sevme Sanatı" isimli kitabı, sevme duygusunu çeşitli yönlerden irdeleyen bir yapıttır. Sevmenin sanat olduğunu ifade eden yazar, bu sanatı teorik ve pratik yönleriyle psikolojik, sosyolojik ve felsefi açılardan derinlemesine irdeler.  Sanat nedir? Yapılan eylemi önemsemek, o işe dikkatle, özenle çalışmaktır. Sevmek sanat mıdır peki; kesinlikle sanattır. İçimizde doğal olarak bulunan bu duygu, özenle, sabırla duyguya yoğunlaşarak büyütülmeli, geliştirilmeli ve şekillenmelidir. Sevmek aslında tüm insanlığın kendinde geliştirmesi gereken bir duygudur. Huzurlu ve sağlıklı bir toplum için bu gereklidir. Çoğu insanın sevilmek istediğini anlatan yazar, aslolanın sevmek olması gerektiğini vurgular. Sevmek bir eylemdir diyen yazar, insanoğlunun, bu eylemi başkasından beklemek yerine, bireysel olarak gerçekleştirmesi gerektiğini anlatır. Sevgi eylemini bir sanat hâline getiren yolları ise şöyle sıralar: özen, sorumluluk, saygı, bilgi. İlk üç yol gayet açıkça anlaşı...

《 "SAHİP OLMAK" YA DA "OLMAK" 》

 Erich Fromm'un bu eseri "Sahip Olmak" ve "Olmak" temalarını psikolojik, sosyolojik, din tarihi, Batı felsefesi ve modern kapitalizm eleştirisi yönüyle inceleyen bir yapıttır. Çoğunlukla didaktik bir dili olsa da, insanı düşünmeye iten sorgulamalar ve metaforlar olduğunu da görürüz. Kitap, "Sahip Olmak" ve "Olmak" temalarını çeşitli yönlerden karşılaştırırken, Meister Eckhart, Marx, Freud, Buddha, Spinoza gibi kişilerden de alıntılar yaparak incelemeyi derinleştirir. Yazar, kitabın başlarında Batı kültüründen 19. yüzyıl İngiliz şairi Alfred Tennyson (1809-1892) ile Doğu kültüründen (Japon) 17. yüzyıl şairi Matsuo Basho (1644-1694)'nun şiirlerini karşılaştırır. Şiirlerde Tennyson çiçeği koparıp ona sahip olmayı seçerken, Basho sadece çiçeğe bakıp varlığıyla yetinir. Bu metaforla ve devamında yaptığı terennümlerle yazar, "Sahip Olmak" kavramının biriktiren, tüketen, öldüren yönüne değinirken; "Olmak" kavramının ise ve...

《 KOLERA GÜNLERİNDE AŞK 》

 Kolera Günlerinde Aşk, adından da anlaşılacağı üzere, bir kısmı kolera hastalığının olduğu dönemde geçen aşk hikayesini anlatıyor. Kolera salgını, bu yarım asırlık aşk hikâyesinin arka kısmında bir dekor olarak kullanılıyor. Aşk ise yıllar geçse de bitmeyen bir duygu olarak anlatılıyor. Peki yaşanılanlar gerçekten aşk mı? Bence değil... Neden olmadığını anlatayım. Aşk, sevgiye giden yolda çıra gibi tutuşturucu işlevi gören bir duygudur ama tek başına yeterli değildir. Aşkla başlayan serüven, iki insanın birbirinin doğasına uygunluğuyla sevgiye dönüşür ve bu köklü duygu, çiftlerin hayat yolculuğunu besleyen bir yakıt olur. Sevgi, aşkın fırtınasından sonra sığınılan bir limandır. Sevgi, "biz" olabilmektir, Küçük Prens'te bahsedilen " Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden ." cümlesinin sorumluluğunu sözler ve eylemlerle göstermektir. Sorumluluk bir mülk arzusu mudur? Tabii ki hayır. Aşkın bir mülkiyet arzusu oluşuna inat sevgi, bir özgür bırakma ve...

《 ZOR SEVDALAR 》

 Hakikaten Italo Calvino'nun kitaplarının isimleri, içeriği hakkında ipucu vermiyor. Benim okuduğum üçüncü kitabı olan bu eserde de aynı duyguyu hissettim. "Zor Sevdalar" deyince genellikle kavuşulmayan ya da zor kavuşulan romantik ilişkiler gibi anlaşılıyor. Yazar ise yazmış olduğu on üç öyküyle, sevda kelimesinin sadece romantik ilişkide eşitlenmediğini anlatıyor. Metinlerini anlamak için zihinsel kazı gerektiren bu eser, kitap isimlerinde de aynı tutarlılıkta ilerliyor.  Yazar bu eserinde birbirinden farklı öykülerle yolu aynı temaya çıkarıyor. Yani öyküler farklı olsa da kitap hep bir serüvenden bahsediyor. Yazara göre herkesin bir tutkusu vardır ve bu onun sevdasıdır. "Bir Fotoğrafçının Serüveni" öyküsüyle, bireyin fotoğraf tutkusunu ve bunun için yaptıklarını anlatırken, "Bir Okurun Serüveni" ile okuma sevdasını anlatır.Ama bu anlatımlar düz bir anlatım değil, karakterin zihninde şekillenen ve bu şekillenmenin yazıya dökülerek okura aktarılmış hâ...