Kayıtlar

《 BÜTÜN ŞİİRLERİ-1 》

Şiirlerinin ruhuma dokunuşu ve eşine gösterdiği o eşsiz vefa, Şükrü Erbaş'ı her zaman en çok değer verdiğim şairler arasında görmeme sebep olmuştu. Bazı şiirleri gerçekten ruhuma iyi geliyordu; ta ki "Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?" şiirini okuyana kadar. Bu şiiri okuduğumda, hüsnüzan edebilmek için epey çaba gösterdim. "Acaba neden böyle yazmış?" diye araştırdım. Şiirin, edebiyatta ironik eleştirinin ve paradoksun en keskin örneklerinden biri olarak değerlendirildiğini okudum. Ancak, yapılan açıklamalar beni çok da ikna etmedi. Bir yanım, empatiyi, insanlığı ve merhameti böylesine güçlü dizelerle anlatan bir şairin bu şiiri talihsiz nitelemeyle kaleme almış olmasını hâlâ kabullenemiyor. Şiirin eleştirdiği zihniyetin varlığını inkâr etmiyorum, kesinlikle kabul ediyorum ve can sıkıcı olduklarını biliyorum. Ancak bu zihniyeti "köylü" kimliği üzerinden genellemesini doğru bulmuyorum. Benim itiraz ettiğim nokta tam da burası. Aynı eleştiri "cahiller...

《 KOLEKSİYONCU 》

 Bir gerilim romanı olan Koleksiyoncu kitabını okurken bayağı gerildim, sinirlendim. Bu kitap sadece bir roman değil, beşerin kötülüğü nereye kadar çıkarabileceğini gösteren bir anlatımdır. Koleksiyon; estetik değer, kişisel ilgi alanı, tarihsel önem vb. gibi temalar etrafında bilinçli, seçici ve düzenli şekilde NESNELERİN toplanmasıdır, canlıların değil. Bu kitap, başkarakter Frederick Clegg'in kelebek koleksiyonu ile başlayan serüveninin bozularak ne duruma geldiğini anlatan bir eserdir.  Kitap iki bölümde anlatılır. İlkinde Frederick Clegg'in anlatımıyla başlayan bölüm, diğer bölüme geçtiğinde Miranda'nın kaleminden süzülen sesiyle devam eder. Yani kitaptaki olayları, iki farklı bakış açısıyla görmüş oluyoruz. Frederick Clegg'in bakış açısı saplantılı, sapık, bozuk ve sağlıksız bir kişiliği temsil ederken; Miranda'nın bakış açısı yaşadığı büyük olumsuzluğa rağmen umutla, her gün yaşadığı cehenneme rağmen topladığı gücüyle ve çözüm üretmesiyle sağlıklı kişiliği te...

《 ULYSSES 》

 741 sayfalık bu kalın kitap,çok severek okuduğum Sefiller, Monte Kristo Kontu, Savaş ve Barış gibi kitaplardan çok farklıydı. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabından sonra zorlandığım ikinci kitap Ulysses oldu. Daha önce de bu kitabı okumaya başlamıştım, hem çok yoğun bir dönemime denk gelmişti hem de anlamakta zorlanmıştım; bu yüzden yarıda bıraktığım ilk ve tek kitap olarak kayıtlarıma geçmişti. Bu sefer kitabı bitirdim lakin çok keyifli bir yolculuk olduğunu söyleyemeyeceğim. Şöyle ki; hani bazen bir şey öğrenmek isteriz ama öğrenebilmek için bir ön bilgiye sahip olmamız gerekir. Bu kitapta da cümlelerin anlamını bulması için bazı kitapların önceden okunması gerekiyormuş. Homeros'un Odysseia'sı, Shakespeare’in bazı kitapları ve yazarın bazı kitaplarını önceden okumak, bu kitabın anlam derinliği için önemliymiş. Ve kitapla birlikte Ulysses sözlüğünü okumanın da kitabı anlamayı kolaylaştırdığını söylüyorlar. Ben burada sadece Shakespeare’in bazı kitaplarını okudum, başka bir...

《♡ S A F A H A T ♡》

 Bu yıl yaptığım en iyi okumalardan biri bu asil kitabı okumaktı. Safahat sadece bir şiir kitabı değil, bir insanın vatanıyla, toplumla ilgili dertlenmesidir. Şair, toplum için sanat anlayışını benimseyerek dertlerini öyle güzel dizelere dökmüştür ki, hem toplumsal ve vicdani meselelere değinmiş hem de bu duyguları estetik bir dille ifade etmiştir. Safahat, 7 kitabın birleşimiyle oluşmuş 1075 sayfalık bir eserdir. Şair bu dev eserinde, toplumsal gerçekleri, dini sorumluluklar ve düşüncelerini, vatan sevdasını, doğu-batı meselelerini ve gençlerle ilgili ideallerini anlatmıştır. Kitabın Safahat (1), Süleymaniye Kürsüsünde (2) ve Hakkın Sesleri (3) bölümlerinin ilkinde şair yoksulluk, cehalet, tembellik, ümitsizlik gibi toplumsal sorunlara değinirken; 2. bölümde bunları İslam dünyasının geri kalma sebepleri olarak anlatır. 3. bölümde ise, ayetlerle destekleyerek, bu durumların getirdiği olumsuzlukları dizelerinde net ve açık bir dille ifade eder.Tembellik, cehalet, ümitsizlik, yoksull...

《 B Ü Y Ü C Ü 》

 Bu kitabı okurken, "Gereksiz bir kitap okunmasın ve okutturulmasın" diye düşündüm. Aslında düşüncemin çok değiştiğini de söyleyemeyeceğim. Elbette kitabı okurken kişisel farklılıklar vardır. Farklı bakış açıları dolayısıyla farklı dersler çıkaranlar da olmuştur. Lakin ben sevmedim. Kitabın sonunda hayvanlaşmış baş karakterimiz Nicholas Urfe'ye ne olacak diye merak ettiğimden sonuna kadar devam ettim. Yaptıklarından dolayı güzel bir hayat tokadı yediğini görmek de içime büyük bir su serpti. Ama yine de böyle bir kitaba vakit ayırmak istemezdim. Biliyorum yazarlar bazen hayatın farklı noktalarındaki insanları anlatırlar. Yazarın niyetini bilmediğim için de ona olumsuz bir şey söyleyemeyeceğim. Ama duyguları (benimki öfkeydi) harekete geçirmede başarılı olduğunu söyleyebilirim.  Modern dünyamızda kadınlardan(erkeklerden hiç duymadım belki vardır bilmiyorum) çok sık duyulan bir şikayet vardır; ilişkilerde kadının ruhunu anlamadan tanımadan onun bedenine sahip olmak isteyen h...

《 FRANSIZ TEĞMEN'İN KADINI 》

 Fransız Teğmen'in Kadını, Victoria döneminde, aşk maskesi altında anlatılan bir ihanet hikâyesidir. Bu esere sadece ihanet hikâyesi de diyemeyiz. Eser, toplum tarafından dışlanan bir kadının bu durumu özgürlüğe dönüştürmesini de anlatır. Sarah'a yapıştırılan "Fransız Teğmen'in Kadını" yaftasını o, bir direnişe dönüştürür ve bu durumu özgürlüğü adına kullanır. Charles'ın bireyselliği penceresinden baktığımızda ise kitap, kimlik bulma ve kişinin bireysel hayatını kurma mücadelesi olarak anlatılır. Victoria dönemi, ikiyüzlülüğün tavan yaptığı bir dönemdir. Toplumsal yapıda katı ahlaki kuralları olan ve bunu biçimlendirdiği sınıflara göre şekillendiren riyakâr bir dönemdir. Yazar bu dönemi, arka planda tüm kılcallarına inmek suretiyle kurgu içinde eriterek anlatır. Victoria toplumu, Sarah'ın Fransız bir teğmene olan aşkını fahişelik olarak nitelendirir. Sarah bunu kabullenir gibi görünerek bu durumu özgürlüğü adına kullanır ve kim olmak istiyorsa o şekilde da...

《 ÖZ ŞEFKAT 》

 Mevlana Celaleddin Rûmî'ye atfedilen bir sözde: " Kâbe, Azer’in oğlu Halil İbrahim’in yaptığı bir binadır. Kalp ise, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin Kâbe yıkmaktan daha kötüdür .” der. Bu cümleleri duyduğumuzda birçoğumuz bunu sadece diğer insanların kalbi için söylendiğini düşünür. Peki ya kendi kalbimiz? Diğer herkesin kalbini Rab yarattı da, kendimizinki başka türlü mü oluştu? Hayır! Kendi kalbimiz de Rabbimizin nazargahıdır. Bir kalbin kırılmaması gerekiyorsa, kendi kalbimiz de buna dahildir. Yazar da bu kitabında, yaptığımız hatalara karşı acımasızca davranmanın olumsuz etkilerini anlatarak, öz şefkatin önemine değiniyor. Bu kavramları anlatırken kendi hayatından, hatalarından, yüzleşmelerinden bahsederek sohbet havasında bir okuma deneyimi sunuyor. Ayrıca bölümlerin sonlarında verdiği alıştırmalarla, ruhu sağlıklı yollara yönlendiren çözüm seçenekleri sunuyor.  Yazar ilk olarak kişinin kendine olan nezaketinden başlıyor.Ona göre insanın ken...