Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

《 TATLI PERŞEMBE 》

 Sardalye Sokağı'nın devamı niteliğinde olan roman; okurları, 2. Dünya Savaşı'ndan çıkmış sokak sakinlerinin yeni maceralarına davet ediyor. Yazar burada, 2. Dünya Savaşı sonrası, yıkık ve kırgın bir hayatta, tekrar yeşerebilmenin resmini çiziyor. Hayatın gerçeklerini, kurgudaki temalarına nakış nakış işliyor. Yazar, bu kitapta sadece bir kurgu anlatmıyor; hayatın inişli çıkışlı yönüne rağmen, umut edebilmenin, beraberliğin ,insanlığın değerini gözler önüne seriyor.  Sardalye Sokağı'nın, birlik ve beraberlik teması bu kitapta da devam ediyor. Bu sokak, birbirinden farklı insanların aynı insanlık şarkısını söylediği, aynı gökyüzü altında aynı umutları paylaştığı limandır. İyinin ve iyiliğin kıymetini bilen, düşene omuz olan, dostluğu emekle sulayarak en güzel duyguları yeşerten bir aile çatısıdır. Elbette hayat herkes için zordur. Lakin savaştan çıkmış insanlar için daha zordur. Yıkılmış düzen aynı zamanda yıkılmış ekonomi ve yıkılmış hedefler gibi görünür. Oysa yaşam, bir y...

《 SARDALYE SOKAĞI 》

 John Steinbeck'in Sardalye Sokağı kitabı sadece bir roman değil, yazarın topluma ayna tuttuğu büyük bir resimdir. Yazar bu kitap ile, farklı sınıflardan ve yaşam tarzlarından olan insanlara, bütünsel bir bakış açısı sunuyor. Bu bakış açısını genellikle betimleyici anlatımla sağlıyor.  Yazar; bilim adamı Doc, aylaklar grubu Mack ve arkadaşları, Çinli bakkal Lee, karanlık liman işletmecisi Dora gibi karakterlerin hayatlarından örnekler ve birbiriyle ilişkisi üzerinden; toplumda, insanın insana yurt olabileceğine ışık yakmıştır. 'Sınıf' diyerek ayrıştırılan insanların, büyük resmi tamamlamadaki etkilerini göstermiştir.  Yurt, insanın kendini güvende hissettiği ve huzurla yaşayabildiği yerdir. Kaliforniya Monterey'de ki Sardalye Sokağı da, bu karakterler için sadece coğrafi bir bölge değil; aynı zamanda anılarının, aidiyet bağlarının olduğu manevi bir sığınak olmuştur. Hem fiziksel, hem de duygusal ve ruhsal barınma olan bu süreç; tek başına bireylerin değil,topluluğun kar...

《 YUKARI MAHALLE 》

 Yukarı mahalle, John Steinbeck'in üçleme olarak yazdığı kitapların ilkidir. Cennetin Doğuşu kitabındaki felsefi derinliğin aksine; daha basit, akıcı, anlaşılır bir kitaptır.. Günlük yaşamda insanın dokunduğu olayları, keyifli tasvirleri ve kurgusuyla bezeyerek anlatmıştır. Bu kitap, kurgusal bir anlatımdan ziyade; zıtlıklar üzerinden, muzip,mizahi ve ironik şekilde kurgulanmış bir eleştiridir.. Zıtlıkları fakir ve zengin kavramları üzerinden inceleyebiliriz.  Fakir ve zengin deyince maddi açıdan düşünmüş olabiliriz lakin bu eserde; ahlaki değerlerin fakiri olan Danny ve arkadaşlarının, dostluk duyguları açısından zenginliği anlatılır. Elbette maddi açıdan yoksunluk da vardır fakat bu yoksunluk tembellikten ve avarelikten kaynaklanır. İlk ahlaki değerlerin yoksulluğundan bahsederek başlayalım. Biliyoruz ki ahlaki değerler sadece kişisel vicdanı değil, toplumsal düzeni de korur. Kolay, umursamaz ve dürtüsel bir şekilde cam çerçeve indiren, zaman zaman hırsızlık yapabilen, çalış...

《 BİR ADAM YARATMAK 》

 Necip Fazıl Kısakürek’in 1937 yılında yazdığı "Bir Adam Yaratmak" isimli eseri, baş karakterimiz Hüsrev'in iç dünyasını yoğun psikolojik tahlillerle ele alan dramatik bir tiyatro eseridir. Kitap, piyes yazarlığı yapan Hüsrev'in "insan bir kader resmedebilir mi?" düşüncesi neticesinde bir piyes karakteri yazmasıyla başlar. Kitap da, ironik bir anlam ile adını buradan alır. Yazar; kaderin, iradenin, aklın denge hâlinde olmasının ve ruh sağlığının kıymeti gibi temaları işler. Kitabın baş karakteri Hüsrev'in geçmişi, onu kaderi zorlama noktasına iter. Allah (c.c.)'ın yaratma sıfatına özenir ve kendince piyes yazma vesilesiyle bunu denemek ister. Bu trajik başkaldırıdan çıkamayan Hüsrev, kendi kurgusunda hapsolur. Hüsrev kibrin getirdiği hadsizlikle bir kader çizme çabasına girişse de, olayların kontrolden çıkması ve çaresiz kalışıyla öfkelenir. Örümcek ağına takılanın kurtulmaya çalıştıkça daha çok dolanması gibi, Hüsrev de bu örüntüden çıkamaz.Ancak a...

《 İ N C İ 》

 Bu kitap, Kino isimli yoksul bir inci avcısının hikâyesidir. İsmini de buradan alan kitap, bir kurgu olmanın ötesinde, insan denilen karmaşık yapının birbirinden farklı yönlerini ortaya çıkaran bir serüvendir.  Bu kitaptan önce İnci isimli kitabı okumuştum ve incelememde,yazarın bahsettiği "Timshel" kavramına değinmiştim. Bu kavramı, "İnsanın özgür iradesiyle, ahlaki seçim yapabilme yeteneği ve bu doğrultuda kaderini şekillendirmesi" olarak belirtmiştim. Evet insan olarak seçim hakkımız var fakat seçimlerimizin sonuçları her zaman gitmek istediğimiz yöne uğramaz. Tıpkı bu kitapta bahsedildiği gibi... Bizim irademiz koca bir okyanusta, tekneyle ilerlemek gibidir. İrade pusulamızı kullanarak doğru yönde seçim yapsak bile bazen fırtınalara yakalanırız. O anda ki tedbirimiz, teslimiyetimiz ya da mücadelemiz kaderimizi şekillendirmeye devam eder. Bu teslimiyet bir yenilgi değil, kabulleniş ile birlikte, huzura açılan bir kapı olabilir. Nitekim bu konuda, cânımm Samiha A...

《 CENNETİN DOĞUŞU 》

 "Hep bu kitabı yazmak istedim, bu kitabı yazabilmek için çalıştım, bu kitabı yazabilmek için dua ettim." ..diyen John Steinbeck'in Cennetin Doğuşu romanı, yazarın otobiyografik eklemelerle kaleme aldığı baş yapıtlarından biridir. Bu baş yapıt, nesiller boyu süren bir hikâyeyi akıcı bir şekilde kurgulamakla kalmaz; iyiyle kötünün savaşını ve iradenin(seçme hakkı) önemini, merak unsurunu da diri tutarak, karakterler ve diyaloglar üzerinden bize anlatır.  Kitabın girişine tasvirle başlayan yazar, Salinas Vadisi'ni keyifle okuyarak tanımamıza olanak sağlar. Yazar,buradan sonra ki tasvirleri ise diyaloglar ile harmanlayarak yazmıştır.  İyiyle kötünün savaşı dediğimizde aklımıza genellikle Habil ve Kabil gelir. Bu kitapta, iyilik ve kötülük sadece ahlaki bir ikilem olarak anlatılmaz; aynı zamanda bireylerin hem içsel hem de toplumsal çatışmalarını ve bunların sonuçlarını yansıtır. Kuzey Kaliforniya'daki Salinas Vadisi'nde Hamilton ve Trask ailelerinin, üç nesil dev...

《 KAFA KAĞIDI 》

 Necip Fazıl Kısakürek’in "Kafa Kâğıdı" isimli eseri, otobiyografik bir kitap olmasının dışında; yazarın kendisi başta olmak üzere hayatındaki karakterlerin mizacını, ruhunu ve o dönemi resmeden edebi bir eserdir. Yazarın dili soyut ve şiirseldir. Kitabın, anlaşılması çok kolay bir dili olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama Osmanlıca kelimelere alışkınsanız sizi rahatsız etmeyecektir. Yazarın anne babasının evlilik sürecinden başlayan bu eser, çocukluk yıllarını da dahil ederek ilk gençlik yıllarına kadar devam eder.  Romanın önemini ve etkisini anlatarak başlayan yazar, kitabını ruhi hareket romanı olarak ifade eder. Kitabın isminin Kafa Kâğıdı olması, ruhi kimliğini anlatması hasebiyle anlamlı ve isabetli bir isimdir. Aynı zamanda "Kafa Kâğıdı" ifadesi bireyin ruhsal kimliğinin oluşum aşamalarını anlatırken, topluma dair bir kimlik belirleme çabasını da simgeler. Yazar bireysel varoluşunu, toplum eleştirisini, derin düşünsel dünyasını anlatırken, okuru da bu yolculuğa da...

SEYAHAT YAZILARIM ☆BULGARİSTAN SOFYA PLOVDİV ☆

 Seyahatin terapi gibi hissettirdiği bir geziden daha selamlar... Sınırı geçtikten sonra Bulgaristan'ın kalbi diyebileceğimiz Sofya'ya doğru yola koyulduk. Küçük tepelerde düzgün bir şekilde sıralanmış uzun ince gövdeli çam ağaçlarından geçerek ilerledik. Çam ağaçlarının tepesi karla süslenmiş ve küçük tepelere ince kar örtüsü yayılmıştı. Bir süre sonra sis tüneline girmiş gibi olduk. Arasında kuru ağaç dalları zayıf bir siluetle merhaba diyorlardı. Sis yavaşça şehri terk ederken, güneş bizi tüm zarafetiyle karşıladı. Geniş arazide dikilen çok katlı olmayan binaları geçtik ve Sofya'nın merkezine doğru hareket ettik. İlerledikçe binaların sıklığı arttı. Ve karşımızda Sofya'nın merkezi gibi dikilen Aleksandr Nevski Katedrali ile karşılaştık. Osmanlı-Rus Savaşı'ndan kalma bu tarihi yapı, görkemi, vakarı ve tarihiyle hafızamıza motif gibi eklendi. Muhtemelen havanın da etkisiyle soğuk ve gri sokaklardan geçerek ilerlediğimiz Sofya'da, 6. yüzyıldan beri ayakta kalman...

《 KIRMIZI PAZARTESİ 》

 Kitabın asıl ismi "İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü" olan ve ülkemizde "Kırmızı Pazartesi" ismiyle basılan bu kitap, asıl adından da anlaşılacağı üzere o kasabada yaşayan herkesin bildiği bir cinayet öyküsüdür. Yazar Gabriel García Márquez, cinayet üzerinden bir toplumun anatomisini anlatırken, namus kavramının ve vicdan duygusunun çarpıklığını eleştiriyor. Bu kitap, yazarın hayatında gerçekten şahit olduğu bir namus cinayetinden esinlendiği ve yazarın edebi tekniklerle yeniden kurguladığı bir romandır. Yazar şahit olduğu bu olayı iyice araştırarak 30 yıl sonra kurgulamıştır. Yazar sadece cinayeti değil, olayın toplumsal ve kültürel boyutlarını objektif olarak anlatabilmek için beklemiş ve 30 yıl sonra yazmıştır.  Roman Santiago Nasar'ın öldürüleceğini söyleyerek başlar. Sebebi ise kanıtlanmamış bir namus davasıdır. Yazar, bir kişinin ifadesiyle bireysellikten çıkıp toplumsal bir krize dönüşen namus kavramını bu yönüyle eleştirir. Çünkü yazara...

《 KADRAJ HATALARI 》

 Kitabı yatay okumaya başladığımda anlamıştım farklı bir şiir tarzı olduğunu... Kitabın isminden başlayacak olursak Kadraj Hataları, fotoğraf metaforuyla görünen ile görün(e)meyenler arasındaki farkları dert edinir. Şair, hayatın kadrajına sığanları ve sığmayanları, net ve bulanık olanları serbest şiir diliyle anlatır. Arabesk bir şair olarak adlandırılan şair Güven Adıgüzel, " Herkes bilir mutlaka modern şiir tetiktir " dizesiyle de anlattığı gibi, gerçekte olan ama görülmeyen, duyulmayan dünya hayatının ruhumuza saplanan ağrılarını tetiğe basar gibi anlatıyor.  Bir röportajında, " Şiir her hâl ve şartta yoluna devam eden bir duygu durumudur. Bu ‘uğraş’ benim kendi iç kavgamdır, kalbinin dağlarına çekilenlerin hissiyatını taşıyorum şiirle uğraşırken... Kelimelere inanıyorum ve bu konudaki ısrarım Allah ömür verdiği müddetçe devam edecek. " diyen şairin şiirlerinde bahsettiği temalardan biri anlam arayışıdır.Şair, mükemmeliyetin özendirildiği modern çağda, eksiklikl...

《 ÇALINAN DİKKAT 》

 Kişinin hayatındaki hangi etmenler dikkat sorunlarına yol açıyor olabilir? Odaklanma problemi, günümüz dünyasının ciddi problemlerinden biridir. Bunu kendinde fark eden Johann Hari isimli gazeteci, bu problemin toplumda da yaygın olduğunu görünce ,bu konuyu araştırmaya karar verir. Johann Hari, bir çok uzman,aktivist,psikolog,eğitimci, bilim insanı ile görüşür. Bu görüşmeleri yapana kadar,odaklanma probleminin çözümünü bireysel iradesi olarak düşünürken,araştırma sürecinde fikri değişir. Çünkü karşısında, bireysel irade dışında, odaklanmayı olumsuz etkileyen dev sistemler vardır. Bu dev sistemlerden biri; i n t e r n e t .. İnternet hem zamanımızı çalıyor, hem de odaklanma durumumuza ciddi zarar veriyor. Burada internetin kalbinde çalışmış,Tristan ve Aza isimli iki eski çalışanın,bilinçli kötülük pompalayan bu dev sistemi anlatması son derece korkunçtu.! Yazar, bu görüşmeleri, röportajları ayrıntısıyla,örneklendirerek ve sohbet havasında anlatıyor. Kitabın dili gayet akıcı.. Bunu...

《 V U R G U N 》

 Şiir,insanın tecrübelerini yansıtan bir ayna gibidir. Gerek insani ilişkiler noktasında, gerek hayat serüveninde, insanın hissetiği duyguları okurlara yansıtır ve okurların ruhunda anlam bulur. Şair bu aynalamayı bazen kendi tecrübelerinden, bazen gözlemlerinden süzerek anlatır. Cemal Safi'nin Vurgun Kitabı, bir şiir kitabı olmanın dışında, bir tutam biyografi içeren,bir tutam gözlem içeren şiirlerden oluşuyor. En belirgin temalar olarak ihanet, ayrılık ve aşk işleniyor. Kitabın isminin 'Vurgun' olması da,bu sebepten olabilir diye düşündüm.  Halk şiirinin duyguları sağaltan(iyileştiren) bir yönü var. Modern şiirde,satır aralarındaki anlamlar,dizeler duyguyu düzenleyerek sağaltmamıza yardımcı olurken,halk şiirinde duygular bellidir ve ne hissediyorsak direk o dörtlükle duyguyu konuşturabiliyoruz. Ama ben modern şiirin,imge ve metaforlarla zihinsel kazıya sebebiyet vermesini de seviyorum . Şiirde geçen temalardan bir çoğu  İ h a n e t duygusuna yönelikti. İhanet sadece bi...

《 LÂ: SONSUZLUK HECESİ 》

 Bu kitaba ba-yıl-dımm.. (⁠。⁠♡⁠‿⁠♡⁠。⁠) ❥𝐇𝐞𝐫 ş𝐞𝐲𝐢𝐧 𝐢𝐥𝐤𝐢𝐧𝐢 𝐭𝐚𝐧ı𝐦𝐚𝐤,𝐤𝐚𝐲𝐧𝐚ğı𝐧ı 𝐚𝐧𝐥𝐚𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐫 𝐦𝐢𝐬𝐢𝐧𝐢𝐳?  ❥𝐑𝐚𝐛𝐛𝐢𝐦𝐢𝐧 𝐠ü𝐳𝐞𝐥𝐥𝐢ğ𝐢𝐧𝐢, 𝐤𝐮𝐝𝐫𝐞𝐭𝐢𝐧𝐢 𝐯𝐞 𝐝𝐚𝐡𝐚 𝐛𝐚ş𝐤𝐚 𝐬ı𝐟𝐚𝐭𝐥𝐚𝐫ı𝐧ı, 𝐦𝐚𝐬𝐚𝐥 𝐲𝐨𝐥𝐜𝐮𝐥𝐮ğ𝐮 𝐭𝐚𝐝ı𝐧𝐝𝐚 𝐨𝐤𝐮𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐫 𝐦𝐢𝐬𝐢𝐧𝐢𝐳?       !.....Bu kadarla b i t m i y o r....! Eğer bu kitabı okumayı düşünüyorsanız, bu kitabın sadece bir roman olmadığını,insanlar ve insaniyet tarihinin başlangıcını anlatan gerçek bir hikâye olduğunu söylemek isterim. Burada sıkıcı bir tarihten bahsetmiyorum. Nazan Bekiroğlu bu kitapta bildiğiniz bir hikâyeyi anlatmıyor sadece; hikâyenin ardındaki anlamları,çıkarmamız gereken dersleri, kendimize sormamız gereken soruları da ortaya çıkarıyor... Bu kitap anlatımdan ziyade, bir seyahat... Hem tarihe,hem iç dünyamıza doğru yaptığımız ,şiirsel üslubun eşlik ettiği masalsı bir yolculuk... Ne zaman bir ümitsizliğe düşecek olsam, tutunduğum...

《 M Ü C E L L A 》

 Bazı hikayeler hiç yabancı olmadığımız kurgular anlatır. Lâkin kurguyu okurken zihnimize bıraktığı sorular,hayat yolunda yeni farkındalıklar kazandırır ya da farkında olan kişiler için hatırlatma yapar. Bu hatırlatma da kişiyi,hayat adına yeni anlamlar bulmaya iter. Yani kitaba başladığınız kişi ile bitirdiğiniz kişi aynı değildir çoğu zaman.. Kitabın kapağında yer alan şu cümle; 𝐒𝐞𝐧𝐢𝐧 𝐡𝐚𝐲𝐚𝐭ı𝐧ı𝐧 𝐛𝐞𝐧𝐢𝐦 𝐤âğı𝐝ı𝐦𝐚 𝐝üş𝐞𝐧 𝐲𝐚𝐳ı𝐬ı 𝐛𝐮... Öyle ya,herkes bu dünyaya kendi kağıdıyla geliyor. Biz o kağıda kendi hikâyemizi mi yazıyoruz, yoksa kendi istediğimiz hikayeyi bir kenara bırakarak, başkasının söylediği hikayeleri mi yazıyoruz?  İşte bu noktada Mücella, sadece bir roman değildir; aynı zamanda kalemi eline alıp da kendi hayatını yazamayanların baş rolde anlatıldığı, ibretlik bir hikâyedir.  Her çocuk bir aileye ,bir kadere doğar. Yetişkin oluncaya kadar, bir çiçek misali, ebeveynleri hangi öğretilerle suladıysa ,o şekilde büyür. Bu romanda Mücella, ...

《 K U M A R B A Z 》

 Dostoyevski'nin Kumarbaz romanı, kurgu çerçevesinde kumarın insanı dağıtan yönünü anlatır. Eser, Dostoyevski'nin kumar bağımlılığı yüzünden kız arkadaşı Polina'yı kaybetmesi yönüyle otobiyografiktir. Kitap ismini konusundan almış olsa da bu romanda tek bağımlılık kumar değildir. Yazar, kumar metaforuyla aşk, para hırsı gibi konularda da insana bağımlılık yapan yönleri vurgulamıştır. Kumar, iradenin büyük bir sınavıdır. Bir insanın doğru ve sağlıklı olanı yapması gerekeni bilip bunu yapması iradedir. Yusuf suresi 53. ayette de denildiği gibi: "Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, merhamet edendir."  Evet, nefsimizin kötü istekleri vardır. Hayat yolunda karşımıza çıkan iki yoldan kötülüğe davet eder bizleri. Kumar da dışarıdan süslü ve zengin görünen ama insanın hayatını, ailesini, planlarını mahveden kötü bir yoldur. İrade, bu iki yol karşısında güzel olanı seçebilme gücüdür.Kumarbazd...

《 CÜMLE KAPISI 》

 ᴄüᴍʟᴇ ᴋᴀᴘısı : ᴋᴀʟʙɪɴ ᴋᴀᴘısı diyen Nazan Bekiroğlu, 'cümle' kavramını sadece kelime olarak kullanmıyor. Aynı zamanda kalbin ve anlamın kapısı olarak kullanıyor..  K e l i m e bir fısıltıyı ifade ederken;c ü m l e, o fısıltıyı,yankıya,çığlığa,destana,şiire dönüştürüyor. Yazar,sadece defterde değil,kaleminin dokunduğu her yerde biriktirdiği cümlelerinin pencere açtığı manalara doğru, masalsı bir yolculuğa çıkarıyor bizleri... Masalsı diyorum çünkü; tarihi ,sanat tılsımı bir kalemden okumak öyle hissettiriyor.  Kalbin anlamına doğru yolculuk yaparken yazma eylemine değiniyor Nazan Bekiroğlu.. Yazar için yazmak, bir d i r e n i ş ifade ediyor. Çocukluğunu dilediği gibi yaşayamamış olduğundan, zihnindeki kelime cümbüşünü ,zamanın acımasız akışına bir çığlık gibi bırakıyor. Yaşayamadıklarıyla ağırlaşan varoluşunu yazarak hafifletiyor ... Peki başa dönersek, ne anlatıyor yazar bize? Cümleyi bir köprü gibi kullanan yazar; geçmişle bugünü,benlik ile karakterleri birbirine bağlıyo...

《 SENSİZ KALAN BU ŞEHRİ YAKMAYI ÇOK İSTEDİM 》

 Sensiz Kalan bu şehri yakmayı çok istedim.. Yakmayı istemek... Bir insan neden yakmak ister? Bu düşünce hangi duyguya götürür? Cevabı kelimelerin pîrî Nurullah Genç veriyor; "simsiyah bulutlar geçiyordu göğümden  anlamak üzereydim Neron'un Roma'yı neden yaktığını yenik düşmüş bir Napolyon kadar mutsuzdum aslında intihara kalkışan Hitler kadar çaresiz" Kitaba ismini veren, ve kitabın girişinde bizi karşılayan bu şiir, 'mutsuzluk,çaresizlik, öfke' duygularıyla bizi selamlıyor.   Ö f k e patlamaya hazır bir yanardağ gibidir bazen.. İnsan, içinde kaynayan o alevleri,dört bir tarafa saçarak içinin rahatlamasını ve soğumasını istiyor. Peki ya sonra? Alevler dört bir yana dağılarak sönünce geriye kalan nedir? Pişmanlık yığını.. İşte şair,bu pişmanlık yığınına geçmiyor. Çünkü satır aralarında; "hatıraların içli bir yağmur gibi boşandı üzerime" cümlesiyle hissettirdiği 'hatıralara olan v e f a s ı' ,o yanardağın patlamasına izin vermiyor ve alevleri ...

《 NAR AĞACI 》

 Bazı hikayeler, geçmişten ders alıp geleceğe yön vermek için öğrenilmesi gerekir...  Bu hikâyede de;aynı amaca ek olarak, merak, duâ ,fotoğraflar ve vuslata ereMEmiş mektuplarla bir seyyah yola çıkar ... Seyyah bu yolculukta, okurları, bildiğimiz yolculukların dışında bir de zaman yolculuğuna çıkarır... Nar Ağacı .... Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikaye olarak geçiyor kitabın arka kapağında.. Nar ağacı sadece bir roman değil;fotoğraflar,mektuplar ve seyahatin ışığında,tarihî bir yolculuk,bir aidiyet arayışı ve bir aşk hikayesidir. Anlatıcının, dedesinin köklerini merak ederek yola revan olmasıyla başlayan bu hikaye;kalbin,aşkın,şiir gibi hayatların masalını yazar.. Aynı zamanda, anlatıcının,yani seyyahın yolculuğu,zihnimi Samiha Ayverdi'nin şu cümlelerine götürdü : Ben seni aramak için, senden başlayan,  sende nihâyetlenen bir yola girdim;  girdiğim yol, insan ayağı ile fetholacak bir ülke değil... Onun için ben de başı ayağı b...

《 Y O L C U 》

 Hayatımıza estetik bir tat katan şiirlerin duygularımızı,düşüncelerimizi ifade etmemizde güçlü bir etkisi vardır. Bu sanat, her şairin kaleminde, farklı şekilde ortaya çıkar. Rafet Elçi de,ismini "Yolcu" olarak nitelediği bu kitabında ,duyguları ifade etmeye yardımcı olan,çoğunlukla lirik tarzda şiirler yazmıştır. Şairler farklı olduğu gibi,şiirleri okuyan okurlar da farklıdır. Herkes her şiirde kendini bulamaz. Ruhlarımız, iç dünyamıza yolculuk çeşidimiz, hayat imtihanlarımız farklıdır. Kimi okur, basit bir şekilde anlayabileceğimiz şiirleri tercih ederken, kimisi de imge ve metaforların olduğu şiirleri tercih eder. İmge ve metaforların olduğu şiirler,satırlarda kaybolduğumuz şiirlerdir ve kimimiz için satırlarda kaybolmak muhteşem bir duygudur. Bu kitaptaki şiirler, metaforların imgelerin az kullanıldığı,şiirlerden oluşuyor. Şair burada bizleri ,bireysel deneyimleri ya da gözlemleri olduğunu tahmin ettiğim bir yolculuğa çıkarıyor . Çıkardığı bu içsel yolculukta, evrensel ...

《 E Z İ L E N L E R 》

 Ezilenler romanı, realist akımın etkisiyle yazılmış bir kurgu olmasının dışında, adından da anlaşılacağı üzere hayatta insanların ezildiği tarafları anlatan bir eserdir. Yazar bu kitapta; ilişkilere dair tespitler, zor kişilikler ve onları yönetme sanatı, ebeveynlerin hayata bakışımızdaki etkisi, duygular gibi insan psikolojisini kapsayan konuları akıcı bir kurguyla anlatır. Buradaki ezilenler kavramı her zaman 'eziklik' anlamına gelmez, bazen de 'çaresizlik' anlamına gelir.  Kitabın baş karakteri İvan Petroviç (Vanya) geçimini yazarlıkla sağlamaya çalışan, genellikle sağlıklı ve iyi niyetli davranışlarda bulunan bir karakterdir. Aynı zamanda kitabın anlatıcısıdır. Seven ama sınırları önemseyen bir olgunlukla yaşam süren Vanya, sevdalı olduğu kızın başkasına aşık olması altında ezilir. Buradaki eziklik aslında Vanya'nın çaresizliğidir. Vanya'nın sevdası yanar ama tütmez. O, sevdasının yangınını asaletle taşır.O yangın, Nataşa'ya olan davranışlarında mükemme...