《 KIRMIZI PAZARTESİ 》
Kitabın asıl ismi "İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü" olan ve ülkemizde "Kırmızı Pazartesi" ismiyle basılan bu kitap, asıl adından da anlaşılacağı üzere o kasabada yaşayan herkesin bildiği bir cinayet öyküsüdür. Yazar Gabriel García Márquez, cinayet üzerinden bir toplumun anatomisini anlatırken, namus kavramının ve vicdan duygusunun çarpıklığını eleştiriyor. Bu kitap, yazarın hayatında gerçekten şahit olduğu bir namus cinayetinden esinlendiği ve yazarın edebi tekniklerle yeniden kurguladığı bir romandır. Yazar şahit olduğu bu olayı iyice araştırarak 30 yıl sonra kurgulamıştır. Yazar sadece cinayeti değil, olayın toplumsal ve kültürel boyutlarını objektif olarak anlatabilmek için beklemiş ve 30 yıl sonra yazmıştır.
Roman Santiago Nasar'ın öldürüleceğini söyleyerek başlar. Sebebi ise kanıtlanmamış bir namus davasıdır. Yazar, bir kişinin ifadesiyle bireysellikten çıkıp toplumsal bir krize dönüşen namus kavramını bu yönüyle eleştirir. Çünkü yazara göre gerçeğin değil, toplumsal algının peşine düşülür. Elalem ne der putunun peşinden giden iki kardeş ve onları destekleyen bu putun görünmez kuklaları gerçek aramaz. Onlar için toplumun algısı insanlığın ve yasaların üstündedir. Yazar bazı coğrafyalarda, toplumsal baskının insanı nasıl yönlendirdiğini ve toplumun suçlu yönünün nasıl ortaya çıktığını gözler önüne serer. Toplumun insanlıktan çıkmış bazı değerlerinin bireysel vicdanı nasıl katlettiğini anlatır.
Vicdan doğruyu gösteren bir pusuladır. Ama kitapta anlatılan toplumda vicdan bozuk bir mekanizmadır. Bozulan bu mekanizma toplumu sessiz suç ortaklığına iter. Herkes cinayetin olacağını bilir ama "başkası durdurur" diyerek hayatına devam eder. Bir yerde kötülük yapılacaksa orada sadece kötü insanların olması yetmez, iyi insanların seyirci kalması da gerekir.Bu konuda " emr-i bi'l ma'ruf nehy-i ani'l münker " farzının ne kadar kıymetli olduğu geldi aklıma... Bu sadece bireysel vicdan güzelliği değil, kalbine ulaştıklarımızı kötülüklerden alıkoyarak temiz bir toplum doğurma dileğidir. Her bireyin vicdanı temizlikle çalıştığında, toplumu oluşturan korodan birbirinden güzel besteler çıkar. Yazar gerçekte şahit olduğu bu kurguyla, toplumun güzelliğinin bireysel vicdanın sağlamlığından geçtiğini vurgular.
Bence kitabın verdiği bir diğer mesaj da, bizler kaderden kaçamayız. Olacakları engelleyemeyiz. Ölümün geleceği ve hatta hangi zamanda geleceği hepimiz için bellidir. İbrahim Tenekeci'nin dediği gibi;
" Bir ölüm kaldı özü sözü bir;
Diyecektim demedim..."
Ölüm sözünden caymaz. Kitapta olduğu gibi; Santiago Nasar ölmek istemez, kardeşler öldürmek istemez, toplum şahit olmak istemez ama tiyatro sahnelenir. Hepimiz kendi hayatımızı sahneliyoruz. Kaderden kaçamayacağımızı bilsek de, "Kader gayrete aşıktır" düsturuna tutunarak yaşamak, dünya hayatında insan olmak demek sanırım.
Velhasılkelam bu roman, bir haber aktarılıyor gibi başlar ama edebiyatla harmanlanmasıyla toplumun belirli yönlerden tablosunu çizer. Bireyin hayatının, sorgulanmadan kurban edildiği bir toplum masaya yatırılır. Bu yüzden roman cinayet kurgusuyla toplumsal vicdanı yargılar. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz.
Keyifli okumalar diliyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder