Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

《 KİTAB-I AŞK 》

Kitab-ı aşk, adından da anlaşılacağı üzere aşkı anlatan bir kitaptır. Aşk duygusunun tabakalarını, türlerini inceleyen ve asaletini anlatan bu kitapta, aşk'ın en güzel ve gerçek hallerini okuyoruz. Menbaı Rabbim'izden gelen aşk'ın, ruhun hakikatiyle özdeşleştiğini anlatan cümlelerini okuyoruz. Başta Efendimiz sav olmak üzere; İslâmı, hakikâtte yaşayanların hissettiği, haya perdesinin en güzel ışıltısıyla okuyoruz aşkı ... Bu kitap, kalp dediğimiz kavramın ruhun baş tacı olabileceğini anlatıyor. Yazar kitabın mukaddimesine, "Aşktır ki, gerisi vesairedir.." , diye başlıyor. Yazar burada ilahî aşka dikkat çekerek, evrendeki her şeyin onun bir yansıması olduğunu anlatıyor. O aşktır ki; gönül tazeler, yeniler, ruhu çiçeklendirir. "Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misal-i taşa benzer.." diyerek, ilahi aşktan doğan tüm aşkların gönül sahnesinde yankı bulduğunu, gönül sahnesinden evrenin her zerresine yayıldığını anlatıyor. Daha sonra yazar ki...

《 Ç İ L E 》

Necip Fazıl Kısakürek’in Çile isimli eserini okurken, yazarın hayatından daha çok düşünce dünyasında şiirsel bakış ile geziyormuş gibi hissettim. Bu eser sadece bir şiir kitabı değil, yazarın düşünsel hayatının edebi bir otobiyografisidir. Kitabın ismine Çile diyerek, manevi anlamda insan olmanın ve bu yolda dosdoğru kalabilme gayretinin getirdiği ızdırabı anlattığını düşündüm. Kitap 1922-1983 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor. Ben tüm şiirleri bu kitapta diye düşünürken araştırınca gördüm ki, yazar şiirlerini sürekli güncelleyerek 1983'te son hâline getirmiştir. Gençlik yıllarında yazdığı bazı şiirleri eklememiş, bazılarında da değişiklik yapmıştır. 1934'te Abdülhakim Arvasi ile tanışınca düşünce dünyasında büyük değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Çile eserini bu dönüşümden sonra ortaya çıkaran şair, önceden yazdığı şiirleri bu ruhla düzenleyerek esere eklemiştir. 'Şiir Allah (cc) ve Peygamber Efendimiz (sav)'i tanımak ve anlamak için yazılır' diyen şairin ...

《 OD》 《 YUNUS EMRE 》

 Bu kitap, Anadolu'muzun mayası, önemli değerlerinden biri, Yunus Emre'nin hayatını anlatan bir romandır. Bu eser, Yunus Emre'nin hayatına ışık tutan biyografik bir eser olmanın ötesinde, bireyin manevi yolculuğu ve olgunlaşmasını da anlatır. Sayfa 142'de bulunan şu cümleler, okura kitabın ismi hakkında ipucu veriyor; " Dağdan odun getiriyordum. Herkes ona odun diyordu: iki heceyle, od-un işte, ateş veren şey... Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, 'OD'a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben OD için gidiyordum. Gidiyor ve od üzerine kendimle konuşuyor, kendime konuşuyor, içimde onun alevini hissediyor, gönlümü onunla tutuşturuyordum. Kitabın iklimine değinildiği bu cümlelerle birlikte; aşk'a âşık olan Yunus Emre'nin, beşeri aşktan ilahi aşka doğru giden yolculuğuna şahit oluyoruz. Kitapta bahsedilen bu yolculuk öncelikle beşeri aşkla başlıyor. Yazarın kitapta, b...

《 AĞIR MİSAFİR 》

 Bazı insanların kafası farklı çalışır. Dünyaya bakışı ve tefekkür kırbasını dolduruşu farklıdır. Yüreği farklı çarpar. Bu çarpışmadan çıkan melodilerin bestesi de farklı olur. İbrahim Tenekeci'nin kaleminden doğan dizeleri okurken, bu düşünceler geçti aklımdan. Samimiyeti, mütevaziliği ile birlikte, hayatın gerçeklerini derin anlamlarla çoğaltarak, bir kaç kelimeye sığdırmakta usta olan şair, birbirinden güzel dizelerle okurları yolculuğa çıkartıyor.  Şair, kitabına hangi sebeplerden dolayı Ağır Misafir ismini vermiş bilmiyorum. Bence şiirlerinde; ömrün boşa geçip gitmesi, hayâl kırıklığı, hüzün, hayat şartlarının zorluğu, dünya hâlinin ruhumuza yansıması gibi ruha ağır gelen konular işlediği için, bu ismi vermiştir diye düşünüyorum. Kitap, kırgınlık ve hüzün duygularıyla başlıyor. İnsan bazen; bazı duygular, bazı durumlar ya da insanlar üstüne hayaller kurar. Hayallerini en saf ve temiz duygularla doldurur. Hassas ve narin bir şekilde bakar hayallerine, düşlerinde çiçeklendi...

《 UÇUŞ DENEMELERİ 》

 Uçuş Denemeleri, üç bölümden oluşuyor. Birinci(Uçuş Denemeleri) ve üçüncü bölüm(Başka Yerler), şairin hayat yolculuğunda farkındalıkla karşılaştığı, onu tefekküre sevk eden manzaraların ve olayların yazılarından oluşuyor. İkinci bölüm ise, "Eski Defterlerden" adını verdiği aforizma cümleleri ve dizelerden oluşuyor. İbrahim Tenekeci'nin bazı dizelerini ve satırlarını anlamıyorum. Ama bazıları da var ki, ömür boyunca hayat heybemden eksik etmek istemem. Ve hayat heybemden eksik etmek istemediklerimin yeri öyle büyük ki, kalbimde ve ruhumda kocaman bir yer kaplıyor. İnsan bütün her şeyi aradığı yerde bulamayabiliyor. Ama bulduklarının çoğu ruhuna iyi geliyorsa,orada kalmaya ve aramaya devam ediyor. Bir de kendisinin samimiyetini çok seviyorum. Mesela bir aforizmasında şöyle diyor; •• "Herkes birbirinden korkuyor. Bu, hem iyi, hem kötü. İyi çünkü, korkmak bazen faydalıdır. Kötü çünkü, korkmak çoğu zaman zararlıdır. Bu satırlardan sadece siz değil,˙ᵕ˙ ben de bir şey anla...

《 BİR ADAM GİRDİ ŞEHRE KOŞARAK 》

 Tarık Tufan'ın, -kapağında öykü yazsa da-, deneme tarzında olan bu eseri, bizzat yazarın dert edindiklerini, içsel yolculuğunda, onun ruhunu sızlatan ve hatta kanatan yaralarını anlatan bir eserdir. Hatta kendisi "Yakama yapışan cümleleri olduğu gibi yazdım" diyerek ifade ediyor bu serüveni... Yazarın bu girişi, bana Necip Fazıl 'ın şu cümlelerini hatırlattı; "Eser vermenin ilk şartı çile çekmektir." "Tohum çatlarken ve hayvan doğururken, belli başlı birer oluş çilesi içindedir. Kaldı ki, insan..." Yazarın içindekiler o kadar büyüyor büyüyor büyüyor ki, sancılar çekiliyor, doğum gerçekleşiyor ve kitap ortaya çıkıyor.  Yazar, içindeki zehrin, kelimeler dünyasında karşılık bulacağına ve böylece hafifleyeceğine inanıyor.  Yüreğe doldurduklarını, kaleminden sızarak boşaltıyor. Belki o da Sait Faik gibi, "Yazmazsam delirecektim" diye düşündü ve içindekileri böylelikle kaleme döktü, kim bilir... Yazar kitaba, o meşhur Anna'sıyla başlıyor....

《 SAMANYOLU'NDA ZİYAFET 》

  Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır. Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır. Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır. Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır. Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır. Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır. Sezai Karakoç'un "Diriliş" düşüncesi, onun yazılarında ve şiirlerinde öne çıkardığı önemli bir kavramdır. Bu kavram sadece bir kelime değil, bireyin ruhen dirilişini anlatırken, toplumun medeniyet, sanat, edebiyat bağlamında dirilişini de ifade eder. Samanyolunda Ziyafet eseriyle de yazar, diriliş düşüncesini oruç ve Ramazan ekseninde ele alarak, okura ruhun metafizik yolculuğunu resmetmiştir. Yazara göre oruç aç kalmaktan ziyade, ruhun manevi iklimde seyahate çıktığı bir ziyafettir. İnsan aç kalarak bedenini susturur, böylece ruhunun sesini duymaya başlar. Yani açlık ile bedenin sınırları aşılır ama ruhsal ziyafete doğru yola çıkılır.Bu bağlamda kitabın ismi, eserin derinliğini ifade...

《 ELLERİMİZİN BÜYÜK BOŞLUĞU 》

 Bu kitap sadece bir şiir kitabı değil; Rabb'e niyaz ve O'na cc sığınmayı ifade eden bir dertleşmedir. O'nun cc kapısından başka kapı olmadığını anlayan insanoğlunun, acziyetiyle birlikte Hak kapısında duruşudur. Samiha Ayverdi'nin söylediği gibi ; Kâinatta senden başka hayat sahibi kimse yok...  Öyle ya derdimizi anlatacağımız, pişmanlıklarımızı da alıp gidebileceğimiz en sağlam, en canlı kapı onun kapısı değil midir?  "Arıyoruz ve yalnızız" dizeleriyle başlayan kitap, farkındalığın getirdiği pişmanlıkla giriş yapıyor. Ayette geçen, dünya hayatının oyun ve oyalamasına dalmış insanın pişmanlıkları gizli satır aralarında..  " Bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi! (Ankebut- 64) " Bu ayetin anlamına bulaşan dizeler, dünya hayatının eğlencesine,aldatmasına kapılarak aradığı huzuru bulamayan insanoğlunun farkındalığını anlatıyor. Dünya hayatının oyunlarından b...

《 KEKEME ÇOCUKLAR KOROSU 》

 Okuma eylemi sadece kitabı okumaktan ibaret değildir, diye düşünürüm.. Abdurrahim Karakoç'un ;      Ezelin, ebedin şifresi sende      Menfinin, müsbetin şifresi sende      Çözülsen de olur, çözülmesen de      Sorular, cevaplar seni okusun      Yazdığın kitaplar seni okusun dediği gibi, insan da okunur ... Bize gelen en güzel mektup Kelâmullah'da; düşünmemiz,akletmemiz gerektiği öğütlenir defalarca.. Tefekkür diye adlandırılan bu eylem sadece düşünmek değildir, aynı zamanda bir keşif ve öğrendiklerini sentezleme işlemidir. Yani, öğrendiklerini kendi zihin değirmeninde öğüterek, ortaya özgün ürün çıkarma eylemidir. Bu da "okumak" anlamına geliyor. İnsanı ve onun hayatını,yaşadıklarını, menfi müsbet taraflarını, çözülen çözülemeyen yönlerini görmek; onlardan ders almak, onları sentezlemek ve tecrübeyi hayat heybesine atmak; bir nevi insan okumaktır diye düşünüyorum. İşte bu kitap bir radyo programcısının insan...

《 ATEŞ SEMAZENLERİ 》

 Ateş Semazenleri kitabının incelemesine, kitabın isminden başlamak istiyorum çünkü, kitap hakikaten isminin hakkını veriyor. Ateş Semazenleri, ateş gibi yakıcı duygulardan bahsettiği için bu ismi almış olduğunu düşünüyorum. Kitapta bahsedilen, insanları yakan duygular ve davranışlar; hüzün, keder, hicran, hayal kırıklığı, ihanete uğrama gibi kavramlardır. Bu yakıcı duyguları hisseden insanlar, semazen misali dönerek yani bir nevi arayışla, kendini ve hakikati bulanları temsil ediyor. Semazen misali yanarken arınmayı ifade eden duygu ve davranışlar ise; mücadele, dik durma, sabır gibi kavramlardır...Kitabı okuyunca, kitaba verilen ismin kıymeti daha iyi anlaşılıyor.  Kitap kalpteki yangından bahsederek başlıyor. Bunlar; hicran,hüzün, keder gibi duygulardır. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir yerde hüzün ve keder arasında şöyle bir fark var diyordu; H ü z ü n , içinde olumlu bir parça barındıran bir duygudur. Bu tanımı okuyunca zihin dünyamda şöyle bir çağrışım olmuştu. E...

《 GEÇ KALAN 》

 Tarık Tufan’ın, insanların en derin yaralarını anlama konusunda maharetli bir sanatçı olduğunu düşünüyorum. Cümlelerine şifalı bir anlam ekliyor ve fırlatıyor. O cümleler bizim duygu dünyamızda yerini buluyor, anlam kazanıyor. Cümleler duygularımıza eşlik ediyor, sanki karşımızda derdimizi dinleyen ve anlayan biri varmış gibi hissettiriyor. "Yalnız değilmişim" diye hissedebilmek, bir çoğumuz için güzeldir diye düşünüyorum. Tam olarak bu hissi yaşatan satırlarla yolculuk yaptırıyor.  Yazar bu kitapta, bir erkeğin duygu dünyasının psikolojik derinliklerine iniyor. Ama duygular evrensel olduğundan, satır aralarında her insanın kendini görebilmesi mümkün oluyor. Bazen bir hakim gibi net bir ifadelerle silkeliyor, bazen de en masum sevgiyle sarıp sarmalıyor.  Yazar, bir erkeğin aşk duygusunun detaylı analizini yapıyor. Kitabın girişi atın ölmesi metaforuyla başlıyor. Yazar bu metaforu, kaybetme duygusuyla ilişkilendiriyor. O sayfaları okuduğumda, Nurullah Genç'in, "At vu...

《 HAYAL MEYAL 》

 Tarık Tufan, şimdiye kadar okuduğum eserlerinde, toplumdaki insanları her seferinde farklı bir yönüyle ele alıyor. Her seferinde okuru, empatik bir yolculuğa çıkarıyor. Bu empatik yolculuk, aynı zamanda kendi duygusal derinliğimizi gözden geçirmemize vesile oluyor. Bu defa yazar, kitabında, ismini bilmediğimiz 34 yaşında kanser hastası gencimizin iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Karakterimizin hastalığı, kitabın çerçevesini oluşturuyor. O çerçevenin içini yazar; ilişkiler, aşk, ölüm gibi sosyolojik durumlarla dolduruyor ve okura hastalığının çerçevesinde bir kurgu sunuyor. Bu kitap sadece bir kurgu anlatmıyor, bireysel bir hayatın, toplumsal hayata çarpmadan geçemeyeceğine değiniyor. Kitap; yalnızlık duygusu,ölüm ve umut konuları ile başlıyor. Sosyal hayatta yalnızlık, kimi insan için tercih edilen bir durumken, kimisi için tercih edilmeyen bir durumdur. Yalnızlığı tercih etmeyen insanlar, bazen bu durumu ceza ya da kusur olarak görür. Halbuki yalnızlık bir kusur değil...

《 KAYBOLAN 》

 Tarık Tufan, sevdiğim ve keyifle okuduğum bir kalem olması sebebiyle okuma yolculuğuma renk katıyor.. Psikolojiyi, felsefeyi, sosyolojiyi harmanlaması, beni her seferinde hayran bırakıyor. Bazı kitaplarla bu kadar konuşamıyorum, ama Tarık Tufan'ın kitaplarıyla olan keyifli muhabbet bitmiyor. Hele ki #k:238845 kitabı, ilişkiler üzerine bir kurgu anlattığı için, kendi adıma daha verimli, anlamlı ve renkli bir okuma serüveni oldu. İlişkiler dediysem magazinsel anlamda bir kurgudan bahsetmiyorum, bireylerin ve ilişkilerin psikolojisi üzerine derinlemesine bir kurgudan bahsediyorum.  Bu kitap, psikoloji bilimini gereksiz görenler ya da sevmeyenler için sıkıcı gelebilir. Ama psikoloji meraklıları için, üstünde saatlerce konuşulacak, sentezleme yapılabilecek bir kurgu olduğunu düşünüyorum.  İnsanın sosyal bir varlık olduğunu biliyoruz. Dünya kocaman bir ev ve biz bu evin bireyleriyiz. Herkes kendi yaşantısı içinden bazı hikayelerle, bir diğerinin yaşamına dokunarak ilerler. Bu ...

《 UFUK ÇİZGİSİ 》

Bu eser "Ufuk Çizgisi" ve "Son Tövbe" isimli iki piyesten oluşur. Bu eserler sadece bir tiyatro metni değil, yazarın diğer eserlerinde de olduğu gibi hakikati anlatma çabasıdır. Yazar, kullandığı sembolik kavramlarla derin mesajlar iletirken, sade, basit ve merak uyandırıcı bir dille anlamı kolaylaştırır. "Ufuk Çizgisi" isimli piyeste yazar, bir hırsızlık olayı anlatır. Hırsızlık sadece birinin eşyasını çalmak değildir. Razı olmadığı hâlde birinin ömrünü, zamanını, namusunu çalmak da hırsızlıktır. Yalan söylemek, insanın güvenini çaldığı için bir hırsızlıktır ve yüce kitabımızda tüm bunların bedeli olacağı ifade edilir. Peki bunları yapmış bir insan pişman olduysa ve af diliyorsa..? Bazı insanlar dünya hayatında hemen cezalandırılma olmadığı için, kalbi de körleştiğinden kalp kırma, hırsızlık gibi kötülükleri daha kolay yaparlar. Pavlov'un hayvan deneyi misali insanların bu dünyada hemen ceza almaması, bu kötülükleri daha kolay yapması için onu pekişti...

《 AH! ŞİİRLER 》

 Bu kitap doktor bir şairin penceresinden, onun dünyaya ve duygulara bakışını anlatıyor. Şairin 4 kitabının birleşmesiyle oluşmuş, 426 sayfalık bu kitabın beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmiyordum. Elbette her satırı, her şiiri etkilemedi. Lâkin bazı konular, bazı mısralar, bazı şiirler o kadar güzeldi ki; okuduklarımdan aldığım lezzet tüm kitabı kuşattı. Bu şiir kitabı da ara ara açıp okuyacağım kitaplar arasına girdi. Şiir kitaplarını hızlıca okuyup bitirince, satırları ruhuma işleyeMEmiş gibi hissediyorum. Ben, şiiri okuyup, düşünme eylemine geçip, "ne anlatmak istedin kardeş?" diye sorduktan sonra, aklıma düşenleri yazarak ilerlemeyi seviyorum. Bazı şiirlerin ruhumuzun besini olduğuna inanıyorum. Nasıl ki bedenimizin ve organlarımızın besine ihtiyacı varsa; ruhumuzdaki azalarımızın da (latifelerimiz) besine ihtiyacı var. İnsaniyet yolunun taşlarını döşeyen, güzel ahlâkı besleyen her şey ruha iyi bir besindir. Bu yüzden güzel şiir kitaplarının, insaniyete katkı sunan ...

《 VE SEN KUŞ OLUR GİDERSİN 》

 Bu kitabı okumaya başladığımda İbrahim Tenekeci'nin satırları dolaştı zihnimde... Şairin; Yüksek bir yerde sustuk sadece, Hâlden anlayan dağlar mı bunlar? ..demesi gibi soruyorum; "hâlden anlayan satırlar mı bunlar eyy Tarık Tufan ?".. Hâlden anlamak, birileri tarafından anlaşılmak, ne güvenli ve ne huzurlu bir his insan için.. Kitaba sarılma ve onları limanımız kabul etme sebeplerimizden biri de bu değil mi? Satırlar arasında güvenle dolaşırken anlaşıldığımızı hissetmek..♡(⁠˘⁠⌣⁠˘⁠ ⁠) Neden hâlden anlayan satırlar diyorum peki? Zaman zaman hepimiz depresif ruh halinden geçeriz. Kimimiz için hafif geçen bu süreç, kimisi için fazlasıyla ağır geçer. Bu kitapta yazar, iç dünyamızda yaşayabileceğimiz hafif ya da ağır bir çok sancıyı, hâlden anlayan cümle kalıplarına dökerek ifade eder. Yani varoluşsal sancıları cümleleştirir. Fakat ilk başlarda, hâlden anlayan satırlarla başlayan bu süreç, karakterin hikâyesi dolayısıyla gittikçe ağırlaşır ve karanlık bir çıkmaza doğru ilerle...

《 GECE AÇAN ÇİÇEKLER 》

 Bazı kitaplar insanın ruh dünyasına bir dost samimiyetiyle girer. Kişinin iç dünyasında adım adım ilerler. Öylesine bir ilerleme değil bu; orada kırılan dökülen yerleri görür, oralara dokunur ve şifa tohumları ekerek ilerler...  Yazarın kendine has, çekici bir kalemi var. Yazar kitapta, vurucu ama empatik kelimeler seçiyor. Halden anlayan cümleler serpiyor satırlara.. Yazarın sosyoloji ve felsefeyi yoğurarak, psikolojik şifayı damıtan satırlarını seviyorum. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama, insanın iç dünyasına dönmesine vesile olurken, oradaki yaralı yerleri ile yüzleşmesi için cesaret veriyor.  Romanı iki anlatıcıdan okuyoruz. Halide ve Derviş Ali.. Halide bize günümüzden seslenerek geçmişe doğru yola çıkarırken, Derviş Ali Osmanlı'nın son dönemlerinden bizlere sesleniyor. Kitapta önemli bir metafor var; "Canfeda Konağı" .... Bu konak, canlı bir hafıza olmasıyla birlikte, diğer karakterlerin iç dünyasını aktaran psikolojik belge niteliğinde... Aynı zamanda, Derviş Ali ...

《 ADEM VE HAVVA'NIN GÜNCESİ 》

 Mark Twain, Adem ve Havva'nın güncesi öyküsüyle, ilk insanların bilinen öyküsünü yeniden yorumluyor. Yazar, hikayenin temelini değiştirmeden, insanın doğasına, ilişkilerine dair mizahi ve eğlenceli bir kurgu sunuyor. Günce, adından da anlaşılacağı üzere günlük demektir. Adem'in ve Havva'nın dilinden günlüklerini okurken; öykü yolculuğunda şeytanın da bakış açısıyla karşılaşıyoruz.  Kitabın temalarından biri olan kadın-erkek doğası, evrensel bir temadır. Yazar, biyolojik farklılıklarından ziyade, kadın ve erkeğin duygusal dünyalarını, düşünme biçimlerini ve ilişkilerini de kapsayan bir yorumlama yapmıştır. Adem'in, "şimdi buna ne gerek var" düşüncesi ile; Havva'nın bitmeyen merakı ve tutkulu keşif duygusunun çatışmasını mizahi bir dille aktarır. Kadın-erkek ilişkilerindeki farklılıklar kimi zaman yap boz parçalarına benzer. Parçalar birbirinden farklıdır ama yan yana gelince muhteşem bir tablo ortaya koyarlar. Kadın-erkek arasındaki farklılıklar da yap bo...

《 P A R A 》

 Necip Fazıl Kısakürek’in "Para" isimli tiyatro eseri, insanların parayı amaç hâline getirdiklerinde nasıl insanlıktan çıkabildiklerini gösteren bir eserdir. Bu eseri okuduğunuzda belki sizlere de bu senaryo tanıdık gelecektir. Baş karakterimiz "O" diye hitap edilen bir banka müdürüdür; lakin para da bu eserde önemli bir karakterdir diye düşünüyorum. Zira para, tüm eser boyunca etkisini hissettiren, sarsıcı mesajlar veren bir tema olarak anlatılır. Para bu eserde sadece bir tema değil, insanların ahlaki notunu gösteren bir karnedir. Baş karaktere bir isim vermekten ziyade "O" diye hitap edilmesiyle esasında, parayı amaç hâline getirerek insanlar üzerinde kontrol sağlamaya çalışanların temsil edildiğini düşünüyorum. Yani "O" karakteri, bu tür insanların hepsinin ismidir.Eser sadece tiyatro diyalogları (muhavere) anlatmıyor, insanın insanlık yolculuğundaki iki ucuna dikkat çekiyor. Alay-ı illiyyin ve esfel-i safilin arasındaki yolculukta, insanlar...