《 HAYAL MEYAL 》
Tarık Tufan, şimdiye kadar okuduğum eserlerinde, toplumdaki insanları her seferinde farklı bir yönüyle ele alıyor. Her seferinde okuru, empatik bir yolculuğa çıkarıyor. Bu empatik yolculuk, aynı zamanda kendi duygusal derinliğimizi gözden geçirmemize vesile oluyor. Bu defa yazar, kitabında, ismini bilmediğimiz 34 yaşında kanser hastası gencimizin iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Karakterimizin hastalığı, kitabın çerçevesini oluşturuyor. O çerçevenin içini yazar; ilişkiler, aşk, ölüm gibi sosyolojik durumlarla dolduruyor ve okura hastalığının çerçevesinde bir kurgu sunuyor. Bu kitap sadece bir kurgu anlatmıyor, bireysel bir hayatın, toplumsal hayata çarpmadan geçemeyeceğine değiniyor.
Kitap; yalnızlık duygusu,ölüm ve umut konuları ile başlıyor. Sosyal hayatta yalnızlık, kimi insan için tercih edilen bir durumken, kimisi için tercih edilmeyen bir durumdur. Yalnızlığı tercih etmeyen insanlar, bazen bu durumu ceza ya da kusur olarak görür. Halbuki yalnızlık bir kusur değil, bizi kendimizle tanıştıran bir ayna gibidir esasında... Yalnızlık sadece kederden ya da sadece mutluluktan ibaret değildir; aslında o, insan olmanın bir parçasıdır. Yazar, yalnızlığın insan olmanın bir parçası olduğundan yola çıkarak, onun ölümle ilişkisine vurgu yapıyor. Yazar, yalnızlık ve ölüm konularını enfes bir şekilde harmanlıyor. Ölüm bu kadar yanı başımızdayken, bizim onunla uzaklığımızı sorgulatıyor. Bu sorgulama okuru karanlık bir dünyaya doğru değil, umudu aramaya doğru sürüklüyor.
Karakter melankolik bir havada durumunu aktarırken, kitap aralarında bulunan şiirsel cümlelerle bizleri varoluşsal arayış yolculuğuna davet ediyor. Bu daveti şu cümlelerle aktarıyor ve hepsinin sonu aynı şekilde bitiyor;
Ben umudu arıyorum. \ B E N
Ben sabah ışığını arıyorum\
Ben kalbimi arıyorum. ----> S E N İ
Ben şarkıyı arıyorum. /
Ben cesareti arıyorum. / A R I Y O R U M
Bu cümlelerin arasında kalan sayfalarda ise, romantik ilişkiye doğru atılan bir adımın sosyolojik boyutlarına değiniyor. "İnsan insanı insanda tanır" diye bir cümle vardır. Karşısındaki insanı tanıdıkça iç dünyasına doğru derinleşen karakter, bununla birlikte ilişkide olduğu kişiyi ve toplumu da sorguluyor. Karakterin sorgulama süreci, bireysel sorgulamaya ve çağrışıma açık bu ve buna benzer basit cümlelerle, okura da ayna tutmuş oluyor.
Ayrıca yazar, romantik ilişkilerin ülkemizde tango gibi iki kişilik bir dans değil de, ailelerin de katıldığı bir halay olmasının olumsuzluklarına vurgu yapıyor. Birey olAmamış yani kendi kararlarının sorumluluğunu alamamış insanların, ilişki içinde yaşadıklarını ve onların yaşattıkları olumsuzlukları ortaya koyuyor. İlişkiler insanın kendini daha derin tanıması adına bir aynadır. Kendi sesinin yankısını karşıda bulabilen herkes için ilişkiler masalsı bir besteye dönüşür. Lâkin, henüz kendini bulamamış, tanıyamamış insanlarla kurulan ilişkiler, farkındalıkla oradan çıkamayan için, maalesef kendi sesinin kısılmasına ya da çatallaşmasına sebep olur. Bu bağlamda yazar, romantik bir ilişkiye başlamadan önce, bireyin iç dünyasına dönmesinin ve kendini tanımasının önemine vurgu yapıyor.
Bir de herkesin göremediğini görenler vardır;
. . . "Bilge insanlar" . . .
Onlar hayatın hızlı döngüsü içinde, dinginliği bulabilenlerdir. Onlar, olumsuzluklar da dahil olmak üzere yaşanılan durumlardan ders çıkarmayı bilen ve bu derslerle basamak basamak yükselen kişilerdir. Kitaptaki Nurettin Efendi de bu anlamda, genç karakterimizin yoluna bazı noktalarda ışık olmayı başarabilen biridir. Böyle insanlar hayatın en güzel nimetlerinden biridir. Onlar, onlarla mutluluğu hicranı paylaşırken, hayat heybemize ekledikleriyle ömrümüzün bereket vesilesi olurlar. İşte Nurettin Efendi, zamanı elinde tutan bir 'nefes saatçisi' olarak, bu hikâyenin bilgelik görevini üstleniyor.
Tüm bu hikâyenin sonuna geldiğimde, sanki biri hikâyenin içinden çıkarak bana; "şaka yaptım şaka yaptım" demiş gibi oldu. 'O nasıl son öyle' dedim hakikaten :)... Kitabın ismine değinmiyorum çünkü, okuyan herkes kitabın isminin veriliş sebebini anlayacaktır.
Velhasıl kelâm lirik ve şiirsel dilin hakim olduğu bu kitapta yazar, bireysel duygu ve düşüncelerin evrenselliğine vurgu yapıyor. Ölüm gerçeğiyle okuru durdurarak, anın kıymetini bilmeye yönlendirirken; diğer konular ile bizleri düşünmeye sevk ediyor.
Hayatın içinden olan bu kurgu hoşunuza gittiyse ,şans verebilirsiniz..
Keyifli okumalar diliyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder