《 A Ş K - I M E M N U 》

 Aşk-ı Memnu kitabının son sayfalarında Halit Ziya Uşaklıgil için şöyle bir cümle geçiyor:

__"Türkçe üzerinde düşünenlerin başında gelir."__

'Ne kadar haklı bir cümle' diye düşündüğüm bu kitap, yazarımız Halit Ziya Uşaklıgil'in, güzel Türkçemizin zarif kelimeleriyle yazmış olduğu bir romandır. Yazar, yazdığı bu kurguyu realizm ve natüralizm çerçevesinde enfes bir anlatımla zenginleştirmiştir. Kitap, sadece yasak aşk anlatmıyor; zengin bir yalıda bulunan, toplumu temsil eden küçük bir topluluğun, çeşitli açılardan sosyolojik ve psikolojik analizlerini de anlatıyor. Bu anlatımı yaparken sade ve basit bir dilden ziyade, edebiyatın birey psikolojisindeki sanatsal vuruşlarını ve zarafetini estetik bir şekilde gözler önüne seriyor.


Bu kitap sadece Bihter ve Behlül'ün yasak aşkını anlatmıyor; ebeveynlerinden dolayı sevgi susuzluğu çeken bir kız çocuğuyla, hedonist yani haz peşinde koşan dürtüsel bir erkeğin sürüklendikleri yanlışa dikkat çekiyor. Söylemek istediklerim, kurguyu normalleştirme değildir. Romanı okurken cinsel içerikli bir sahne olmasa da bu uygunsuz kısımları okumak bile yeterince rahatsız ediciydi. Lakin yazarın derdi yasak aşkı anlatmak değildir. Aksine, yasak aşka sürüklenen bu ikilinin psikolojik analizlerini yaparak, yanlışa götüren sebeplere dikkat çekmektir. Bence yazar, ebeveyn rehberliği olmayan bazı çocukların, ahlaki açıdan ne kadar zayıf olduğunu anlatmak istiyor. Bihter; babası vefat etmiş, annesinden zerre sevgi görmeyen, üstüne üstlük annesi varken onun yokluğunu çeken, hatta annesinin rekabetine maruz kalan bir kız çocuğudur. Behlül ise annesi babası olmayan, amcasının yanında yaşayan, orada büyüyen bir erkektir.Bihter, ebeveyn eksikliğini sevgi açlığı olarak haykırırken; Behlül bu eksikliği, sevgiye inancını yitirmiş olarak, sadece hazza ve dürtülerine yönelerek gösteriyor. 


Biliyoruz ki çocuk yetiştirirken ebeveynin fiziki varlığı dışında ruhsal varlığı da çok önemlidir. Ebeveynler çocuklarına hayat için gerekli olan alet çantasını ve içindekileri tanıtır ve yol gösterir. Bundan mahrum kalan çocuklar ise doğru yolu bulmakta zorlanır ve yanlışlıklar içinde sürüklenir. Bihter bu anlamda doğru yolu bulamayan biriyken; kız kardeşi Peyker bu zinciri kırmış ve yolunu doğruya çevirebilmiştir. Yazar, ebeveynlerin çocuklarının ruhunda büyüttüğü ahlak ağacının ne kadar kıymetli olduğuna dikkat çekmek istemiştir.


Annesi tarafından ölümüne sebep olunan Narin gibi fiziki ölümlerde, "böyle anne olmaz" diye tepki gösterilir (__hatta bu durumda bile, neredeyse, "ama o anne!" diye savunanlar vardır!__). Lakin bir insanın ebeveynleri vesilesiyle ruhu öldüğü zaman, bu manevi cinayet görülmez.Bu o kadar ağır bir travmadır ki insan, bu hayatta en güvendiği liman tarafından akıntıya ve ölüme sürüklenir. Ve öyle talihsiz bir durum ki, insanın ebeveyninden aldığı yaralar fiziksel olarak görünmediği için toplum tarafından da anlaşılmaz. Bu durumda elini tutan kimse olmuyorsa, insan sürüklendiği o akıntıda boğulur. Hayatında türlü hatalar biriktirir. Herkes o akıntıdan tek başına çıkabilecek gücü bulamaz. Dolayısıyla yazar, anne Firdevs Hanım karakteriyle, ebeveyn rehberliğinin olmadığı çoğu hayatın, hem kendilerine hem de topluma nasıl zarar verdiğini anlatmak istiyor. Bihter ve Behlül; geçici ve çok yanlış bir tutkunun bedelini, kalıcı bir yıkımla ödemişlerdir. Yasak aşk; arzu ile ahlak arasındaki savaşta, güzelliğin çirkine dönüşümünü simgeler. Belki yazar, böyle bir kurgu yerine, yanlışa sürüklenen başka hatalara da yer verebilirdi; daha derin eleştirel düşüncelerle, başka bir kurgu olabilirdi, bilemiyorum. Ama şu da var ki, maalesef toplumda bu durumlar, bazen bu sebeplerle yaşanıyor.Anlaşılan yazar bu kurguyla, bomba kadar zararlı bu yanlışı eleştirmek ve sebeplerine dikkat istemiştir. 


Kitapta bahsedilen önemli konulardan biri sevgi ve evliliktir. Evlilik, iki ayrı kişinin tek bir bahçede, sonsuzluğu kucaklayan "biz" büyütmesidir. O bahçe sevgiyle, ilgiyle, sabırla büyür, yeşerir, çiçeklenir ve canlılığını korur. Dışarısı soğuktur, ayazdır. Ama iki kişinin sevgi sıcaklığı, bu bahçeyi büyüten, canlılığını koruyan güneşi ve suyu gibidir. Kitapta, sevgiyle değil de, inatla, rekabetle yapılan yanlış bir evliliğin sonuçlarına değinilir. Kitaptaki karakterlerin evlilik ve sevgiyle ilgili düşünceleri ve yaşadıkları, yazarın derin analizleri ve ışıltılı diliyle okura aktarılır. 


Bunun dışında kitap, büyük ölçüde Nihal karakterinin duygu ve psikolojik analizleriyle devam eder. Nihal; duygusal, hassas ve babasına aşırı düşkün bir genç kızdır. Bihter'in gelişiyle sarsılan dünyası, ilk önce güzel bir dostluk başlangıcı gibi olsa da böyle devam etmez. İçinde büyüttüğü narin çiçekler, Bihter'in eve gelmesiyle tek tek koparılır.Yazar, her bir karakterin iç dünyasını öyle edebi bir lezzetle anlatıyor ki bu zarafeti herhangi bir filmin ya da oyuncunun anlatabileceğini sanmıyorum. Kitapla ilgili maruz kaldığımız film sahnelerine baktığımızda da bu durum açıkça anlaşılıyor. Normalde kurgu sebebiyle bu kitabı okumak istemezdim. Lakin yazarın temas ettiği noktalar, toplumsal ve bireysel analizleri edebî bir zarafetle anlatması bende "sadece şu edebî dil ve temas ettiği önemli noktalar için bu kitap okunur" duygusunu oluşturdu. Yazar, olayları his dünyamıza yavaşça yerleştirerek zarafetle aktarıyor. Gerçekçilik akımını ustaca kullanarak, karakterleri doğrusuyla, yanlışıyla, pişmanlıklarıyla olduğu gibi anlatıyor.


Evin diğer üyelerinden Adnan Bey, sakin, ağırbaşlı, sanatsever bir karakter sergiler. Lakin kendinden hayli küçük bir kızla evlenmesi, daha doğrusu onun özellikle bu arayışta olması sebebiyle yazar, toplumdaki bazı insanları temsil eden bu karakterleri eleştirmiştir. Bunun dışında diğer karakterlerin her biri; heyecanıyla, platonik aşkıyla, sınıfsal farkları temsil etmesiyle toplumdaki bazı bireyleri simgeler.Dolayısıyla İstanbul Boğazı'ndaki bu yalı, sadece bir yaşam alanı değil, toplumun ve dönemin küçük bir simülatörüdür.


Velhasılkelam bu roman, güçlü karakter analizleri, gerçekçi mekân kullanımı ve sosyolojik tasvirleriyle güzelliğin çirkine dönüşümünü anlatır. Kurgu, filmiyle çoğunlukla aynı şeyleri anlatsa da, mana aynı duyguları anlatmıyor. Kurgu çoğunlukla aynı olmasına rağmen, filmin ve kitabın verdiği mesajlar farklıdır. Bunun dışında, Türkçeyi bu kadar seven, güzel kullanımına dair makaleler yazan bu yazarımızın kitaplarını okumamız gerektiğini düşünüyorum. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz. 

Keyifli ve istifadeli okumalar diliyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》