《 Ç İ L E 》
Necip Fazıl Kısakürek’in Çile isimli eserini okurken, yazarın hayatından daha çok düşünce dünyasında şiirsel bakış ile geziyormuş gibi hissettim. Bu eser sadece bir şiir kitabı değil, yazarın düşünsel hayatının edebi bir otobiyografisidir. Kitabın ismine Çile diyerek, manevi anlamda insan olmanın ve bu yolda dosdoğru kalabilme gayretinin getirdiği ızdırabı anlattığını düşündüm. Kitap 1922-1983 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor. Ben tüm şiirleri bu kitapta diye düşünürken araştırınca gördüm ki, yazar şiirlerini sürekli güncelleyerek 1983'te son hâline getirmiştir. Gençlik yıllarında yazdığı bazı şiirleri eklememiş, bazılarında da değişiklik yapmıştır. 1934'te Abdülhakim Arvasi ile tanışınca düşünce dünyasında büyük değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Çile eserini bu dönüşümden sonra ortaya çıkaran şair, önceden yazdığı şiirleri bu ruhla düzenleyerek esere eklemiştir. 'Şiir Allah (cc) ve Peygamber Efendimiz (sav)'i tanımak ve anlamak için yazılır' diyen şairin şiirleri tasavvufî iklimi hissettiriyor. Dünya ne kadar güzel olsa da bir mümin için çile olduğu, dünya güzelliğinin asıl güzele varmak için bir vuslat kapısı olduğu, dünyadaki güzelliğin asıl güzeli bilmekle tamamlanacağını anlatıyor. İnsanın dünya yolculuğunu "Çile" diyerek adlandırırken, bunun bir acıdan ziyade, hakikat yolunda bir arınma olarak resmediyor. Erken dönem şiirlerinde daha çok bir iç döküş olarak dizilen satırlar, özellikle Arvasi ile tanışma sonrasında hakikati anlama, tanıma ve haykırma olarak dizelere yansıyor. "Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttaki olanlar için şüphesiz ki âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" 《En'âm Suresi 32. ayet》 ayetinin şiirsel tefsirini yapıyor sanki birçok şiirinde. Hani bazı kitaplar vardır, okursunuz ve biter.Bu kitap ve içindeki birçok dize ise, okumanın sorgulamaya götürdüğü, oradan alıp dizeleri yaşamayı gerektiren bir öğreti sunuyor. Kitap okunup bitmiyor; okundukça yaşamaya, üretmeye, zihinde ve gönülde manevi bereketle çoğalmaya devam ediyor. Nereden geldiğimizi, sırat-ı müstakim yolunu, çarpıcı, bağlayıcı ve etkileyici bir dille aktarıyor.
"Müslüman Allah'ı (cc) hatırlatandır." düsturuyla tebliğ bilincini net bir şekilde terennüm ediyor. Nefsin kötülüğü, insanın acizliği, insanın mertebeleri gibi haykırdığı hakikatlerle en güzeli anlatma mücadelesi sergiliyor. Bu mücadelenin İslam alemine farz olduğunu şiirsel bir dille anlatarak motive ediyor. Tebliğin en güzel metodunun kişinin bizzat yaşaması, hayatına hakim olması gerektiğini vurguluyor. "(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!"Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir." 《Nahl-125》 ayetinde de ifade edildiği gibi, Efendimiz'den bize miras kalan önemli hakikatlerden biri olan tebliğ vazifesini dizelerinde defalarca anlatarak içsel bir müzik oluşturuyor. Şair, dizelerin kafiyeli olması ve kullandığı kelimeler ile insan ruhunu hizaya getiren bir üslup kullanıyor.
Velhasılkelam bu eser ile şair, şiirin estetik libasını hakikate bürüyerek okura sunmuştur. Kitabın konu konu ayrılması okuma serüvenim açısından yeterince keyifliydi. Sonda bulunan poetika bölümü ise şiir nedir sorusunun derin analizleri ve aforizmalarıyla, bu külliyatın kıymetli bir bölümüydü. Bence Çile, tekrar tekrar okunacak eserlerden biridir. İnsanın içindeki tasavvuf ağacını kökleştiren, manevi duyguları canlı kılan bir eser olduğunu düşünüyorum. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz.
Keyifli okumalar diliyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder