《 KAYBOLAN 》
Tarık Tufan, sevdiğim ve keyifle okuduğum bir kalem olması sebebiyle okuma yolculuğuma renk katıyor.. Psikolojiyi, felsefeyi, sosyolojiyi harmanlaması, beni her seferinde hayran bırakıyor. Bazı kitaplarla bu kadar konuşamıyorum, ama Tarık Tufan'ın kitaplarıyla olan keyifli muhabbet bitmiyor. Hele ki #k:238845 kitabı, ilişkiler üzerine bir kurgu anlattığı için, kendi adıma daha verimli, anlamlı ve renkli bir okuma serüveni oldu. İlişkiler dediysem magazinsel anlamda bir kurgudan bahsetmiyorum, bireylerin ve ilişkilerin psikolojisi üzerine derinlemesine bir kurgudan bahsediyorum.
Bu kitap, psikoloji bilimini gereksiz görenler ya da sevmeyenler için sıkıcı gelebilir. Ama psikoloji meraklıları için, üstünde saatlerce konuşulacak, sentezleme yapılabilecek bir kurgu olduğunu düşünüyorum.
İnsanın sosyal bir varlık olduğunu biliyoruz. Dünya kocaman bir ev ve biz bu evin bireyleriyiz. Herkes kendi yaşantısı içinden bazı hikayelerle, bir diğerinin yaşamına dokunarak ilerler. Bu dokunma, iki ayrı dizenin anlamlı bir beyit oluşturması gibi olduğunda, ilişki şiire döner. Bilhassa bu ilişki romantik bir ilişkiyse, "maşaallah şiir gibi sevda" deriz. Ama imtihan dünyası bu ya, o anlam her zaman oluşmaz ve her ilişki şiire dönmez. İşte bu kitap, bu anlamda, bireylerin psikolojileri ve bunun, ilişkilerin psikolojisine nasıl etki ettiğine değinmiştir.
Bu kitabın ana teması, baş karakterimiz Hakan’ın, 40.yaş doğum gününde, ruhsal anlamda kendini 'kaybetmesi' hissiyle başlar. Fason bir hayat yaşadığını düşünen Hakan, "Ben kimim?" sorusuna cevap aramaya başlar. Bu hissi etkileyen, kitapta geçen önemli alt metinlerden biri, var iken yok olan babalardır. Psikolojiye göre, bireyin hayatındaki en şiddetli travmalardan biri, var iken yok ebeveynlerdir. Kitabın baş karakterlerinden olan evli çiftimiz Hakan’ın ve Yıldız’ın babaları, çocuklarına manevi anlamda dağ ol(a)MAmış ebeveynlerdir. Bir çocuk için en zor durumlardan biri, sığınılacak bir dağ diye düşündüğü ebeveynine karşı sürekli kendini savunmak zorunda kalmasıdır. Hayat yolunda ilerlerken, ebeveynlerimizin bize bıraktığı alet edevat(güven,sevgi vb) ile yürümeye çalışırız. Hayatta sağlıklı ilerleyebilmek için gerekli aletleri alamayan çocuklar, bu düğümü çözene kadar zorlanırlar.
Yazar; daha, doğduğu yerde güvenli limanını bulamamış bu çiftin, birbirlerine liman olmaya çalışmalarının karmaşıklığını gözler önüne seriyor. Satır aralarına serptiği felsefik, psikolojik sorular ve içsel monologlar ile, okura kendini sorgulama fırsatı veriyor. Karakterlerin psikolojik derinliklerine inerken,cesur okura da bu fırsatın kapılarını açıyor.
Peki ,ebeveynsiz kalmak karakterleri nasıl etkilemişti?
Yıldız açısından baktığımızda, onu çok sevecek, ona yarenlik edecek bir liman aradığını görüyoruz. Ailesinden kurtulmak için sevgi bulacağını düşündüğü ilk kuyuya atlayan Yıldız, Hakan’ın iyi bir insan olması sebebiyle büyük sıkıntılar yaşamaz fakat aradığı sevgiyi de bulamaz. İçindeki boşluk büyür. Kız çocuğu, ilk onayı,sevgiyi,özgüveni babasından alır. Bunların eksikliğini yaşayan Yıldız, evlilik sürecinde bağımlı kişilik oluştursa da, gücünü eline almasını sağlayan olaylar, doğru sorular ve cesur cevaplar ile yaşama sımsıkı tutunmayı ve mutlu olmayı öğrenir.
Hakan açısından baktığımızda, değersizlik duygusu ve dürtüsel davranış bozukluğu(çocuk gibi her istediğini yapma) görüyoruz. Değersizlik duygusu bir insanın ruhuna çöken sis gibidir. O sisin içindeki ruhun, çevresindeki çiçekleri görmesi pek mümkün olmaz. Ne kadar başarılı olursa olsun, başarısını küçültür. Mutluluğu ve sevilmeyi hak etmediğini düşünür. O, bir çiçeğin toprağa kök salaMAması gibi, bu dünyaya ait olmadığı hissiyle boğuşur. Ne kadar doldurmaya çalışsa da kalbinde bir boşluk vardır. Bu boşluk, dürtüsel davranış bozukluğuna yol açabilir. Değersizlik duygusu ve dürtüsel davranış bozukluğu karanlık iki dost gibidir, kişinin ruhunu ele geçirir. Anlık hazlara yönelir, iradesini genellikle kullanamaz. Hakan’ın kaybolma hissinin başlaması ve geçmişiyle karşılaşması, onu tehlikeli sulara yönlendirir. Tehlikeli sularda geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan Hakan, vicdanının ele geçirdiği içsel monologları ve yazarak şifa araması vesilesiyle, kaybolan ruhunu ve benliğini bulmaya başlar.
Kitapta işlenen bir diğer alt metin, aşk duygusunun geçici görme bozukluğu olduğudur. Ailesinden miras kalan şemalarla (ruhsal öğreti) aradığını bulduğunu düşünen insanların, aslında yanıldıklarını görüyoruz. Kendini bilmeyen,tanımayan insanların, hayatın ciddi dönemeçlerinde yaşadıkları pişmanlıklara şahit oluyoruz. 'Bir sevda destanı yazacağız' diye yola çıkan insanların, kendilerini tanıyıncaya kadar birbirlerini ve ömürlerini nasıl heba ettiklerini okuyoruz. O kadar hayatın içinden bir kurgu ki, yazar bilgisini ve gözlemlerini ustaca kurguluyor. Bu kitap sadece bir kurgu değil, ilişkilerimize dair hayat gözlüğümüzü netleştiren bir hikâyedir.
Velhasıl kelâm bu roman; geçmişle yüzleşme, ilk aşk, ilişkiler ve benlik arayışının evrensel temasını işler. Kurgu vesilesiyle, karakterlere ve ilişkilere dair psikolojik ameliyat yapan yazarın, kullandığı dil samimi ve akıcıdır. Yazar, diyaloglar ve monologlar arasında okura kendini sorgulama fırsatı verir. Fiziksel, sözsel hakaret ve aşağılamanın olMAdığı bir saygısızlıkla, ilişkinin yavaş yavaş tükenmesine şahit oluyoruz. Belki tükenme,belki yeniden doğma bilemiyorum. Bu anlattıklarım çerçevesinde hoşunuza gittiyse, okuyarak kendiniz karar verebilirsiniz:))
Keyifli okumalar diliyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder