《 GECE AÇAN ÇİÇEKLER 》

 Bazı kitaplar insanın ruh dünyasına bir dost samimiyetiyle girer. Kişinin iç dünyasında adım adım ilerler. Öylesine bir ilerleme değil bu; orada kırılan dökülen yerleri görür, oralara dokunur ve şifa tohumları ekerek ilerler... 


Yazarın kendine has, çekici bir kalemi var. Yazar kitapta, vurucu ama empatik kelimeler seçiyor. Halden anlayan cümleler serpiyor satırlara.. Yazarın sosyoloji ve felsefeyi yoğurarak, psikolojik şifayı damıtan satırlarını seviyorum. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama, insanın iç dünyasına dönmesine vesile olurken, oradaki yaralı yerleri ile yüzleşmesi için cesaret veriyor. 


Romanı iki anlatıcıdan okuyoruz. Halide ve Derviş Ali.. Halide bize günümüzden seslenerek geçmişe doğru yola çıkarırken, Derviş Ali Osmanlı'nın son dönemlerinden bizlere sesleniyor. Kitapta önemli bir metafor var; "Canfeda Konağı" .... Bu konak, canlı bir hafıza olmasıyla birlikte, diğer karakterlerin iç dünyasını aktaran psikolojik belge niteliğinde... Aynı zamanda, Derviş Ali ve Halide'nin hikâyesini birleştiren bir köprü görevi görüyor. 

Kitap bir kıyamet tablosuyla başlıyor. İnsanın kendi cehennemini yarattığından dem vuran yazar, hassas ve incelikli kalpler için bu dünyanın cehennem olduğunu vurguluyor. İnsan hayatını cehenneme çeviren farklı temalar var. Bunlardan biri, içine doğduğun ailenin var iken yokluğu.. Daha da kötüsü, yok olmakla kalmayıp bu dünyanın zebanisine dönüşmeleri...


Yazar, aileden miras getirdiğimiz şemaların ömrü hayatımıza etkisini çarpıcı bir şekilde kurguluyor. Çocuklarını ve sorumluluklarını umursamadan evi terk eden bir babayı, bu vesileyle psikolojisi bozuk bir anneyi ve bu ortamda büyüyen çocukların kaderlerinin nasıl örüldüğünü, Halide'nin anlatmasıyla öğreniyoruz. 


" Beni neden s e v m e d i n anne ?"


Bu cümle bir çocuğun en acı sorusudur. Sevmesi gereken en önemli kişilerden, ebeveynlerinden sevgiyi alamayan bir çocuk sevgiyi nasıl öğrenir...?

Aile... Hayatımızın kalbi diyebiliriz...

Çocukların hayat yolculuğu ebeveynlerinin sevgisiyle şekillenir. Onlar, çocukların hayat labirentinde ışık tutan fenerler gibidir. Sevgi o ışığı sağlayan en önemli güçtür. O ışığın gücüyle gideceği yolu görebilen çocuk, bazen yanlış yollara girse de, yine ebeveyninin desteğiyle çoğunlukla doğru yola ulaşır. Fenerin ışığı zayıf olan ya da hiç olmayanlar ise, karanlık hayat labirentinde oraya buraya çarparak ilerlemeye çalışır. Sürekli çarparak,toslayarak ilerlemeye çalışmak insanı o kadar yorar ki, yolculuğundan keyif alamadığı gibi ,karanlık labirente sıkışır kalır. Halide ve kardeşlerinin durumu da tıpkı böyle bir yolculuğa benziyor. Dünyaya geldiği için kendini suçlu hisseden çocukların, göğüs kafesinde tutsak olmuş hüzünlerine şahit oluyoruz .. Yaptıkları yanlışları, travmaları, huzursuz kalpleri ile sevgisiz bir ailede büyümenin acı sonuçlarını anlatıyorlar..


İnsan hayatını cehenneme çeviren diğer bir tema y a l n ı z l ı k duygusudur. Halide'nin hayatını okudukça gördüm ki, #k:46399 'lar isim değiştiriyor. Boşa giden bir ömür daha.. 

Seçilmemiş yalnızlık kötüdür, bir de bunu yaşayan çocuklar ise, bu durum daha da kötüdür. 

Halide... Sevgi görmesi gerekirken suçlanan, horlanan, hakarete uğrayan gece açan çiçeği... Varlığı görülmeyen, evde bir gölge olan, sesi duyulmayan, eli tutulmayan, yaslanacak omuz bulamayan, yalnızlığın tanımı olan o çocuk.. Buna rağmen, küçücük omuzlarına kardeşlerinin yükünü almış, yardımcı olmaya çalışan sevgiye aç bir kalp... 

Kimi insanlar hatıraların güzelini biriktirmeyi sever. Kötü hatıralar yaşasalar dahi, o hatıralara gömülmeyi hiçbir zaman tercih etmez .. Onu o kötü hatıralara mahkûm etmek isteyen herkesi terk ederek , kayıplarıyla beraber çıkar o kuyudan... Kimi insanlar ise bunu yapamaz, o zinciri kıramaz. Kolay değildir çünkü sevgisiz ve desteksiz ilerlemek bu hayatta, o zincirleri koparmak kolay değildir.. Karşısına çıkan zorlu imtihanlar ve bazı karaktersizler ile yüreği iyice parçalanır. İşte Halide, bu yorgunluk ve parçalanmaya dayanamaz. Önünde yükselen taş duvarların içine, o konağa hatıralarıyla birlikte gömülür. 


Kitapta hep cehennem anlatılmıyor tabi... O kadar cehennemin içinde bir sevda çiçeği açıyor. Derviş Ali'nin ve Handan'ın sevda masalı.. Sevgiyle gürül gürül akan iki ırmağın, çağlayan tek ırmağa dönüşmesinin en güzel örneği oluyorlar. Ama yazarın da söylediği gibi,"bu dünyada aşıklara yer yok"... Onların dünyadaki zebanileri aileleri değil, kıskançlık ve iftira oluyor. Derviş Ali'nin anlatımıyla, bir yandan Osmanlı'nın son dönem çalkantılarını okurken; diğer yandan bu sevda çiçeğinin dünya hayatında nasıl solduğuna şahit oluyoruz. 


Osmanlının son dönemlerinin portresinin çizildiği bu eserde, Ressam Fausto Zonaro ile karşılaşıyoruz. İtalyan kökenli bir ressam olan Zonaro, sanat kariyerinin büyük bir kısmını İstanbul'da geçiren bir saray ressamı olarak görev yapmıştır. Yazar, Derviş Ali ve Handan'ın sevda masalını kurgularken, bu bilgi ve karakter ile kurguyu harmanlamıştır.


Velhasıl kelâm bu eser; hatıraların içinde hüzünle dolaşılan, sevgisizliğin cehenneminde avuntuların peşinde koşan insanların hikayesini anlatıyor. Kitabı okurken kolaylıkla ilerleyemedim. Sayfalarda, satırlarda gerçek hayatta benzerini gördüğüm farklı insanların hikâyesine çarptım. Ağır ya da hafif hepimizin aile travmaları vardır. Bu kitabı okuduğunuzda, siz de kendinizden bir parça ile karşılaşabilirsiniz.

Edebi açıdan zengin bir yolculuk yapmak ve tarihin sularında yüzmek istiyorsanız, kişisel yüzleşmeye de vesile olacak bu eseri tavsiye ediyorum. 

Buraya kadar bahsettiklerim çerçevesinde ilginizi çektiyse şans verebilirsiniz. 

Keyifli okumalar diliyorum...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》