《 AĞIR MİSAFİR 》
Bazı insanların kafası farklı çalışır. Dünyaya bakışı ve tefekkür kırbasını dolduruşu farklıdır. Yüreği farklı çarpar. Bu çarpışmadan çıkan melodilerin bestesi de farklı olur. İbrahim Tenekeci'nin kaleminden doğan dizeleri okurken, bu düşünceler geçti aklımdan. Samimiyeti, mütevaziliği ile birlikte, hayatın gerçeklerini derin anlamlarla çoğaltarak, bir kaç kelimeye sığdırmakta usta olan şair, birbirinden güzel dizelerle okurları yolculuğa çıkartıyor.
Şair, kitabına hangi sebeplerden dolayı Ağır Misafir ismini vermiş bilmiyorum. Bence şiirlerinde; ömrün boşa geçip gitmesi, hayâl kırıklığı, hüzün, hayat şartlarının zorluğu, dünya hâlinin ruhumuza yansıması gibi ruha ağır gelen konular işlediği için, bu ismi vermiştir diye düşünüyorum.
Kitap, kırgınlık ve hüzün duygularıyla başlıyor. İnsan bazen; bazı duygular, bazı durumlar ya da insanlar üstüne hayaller kurar. Hayallerini en saf ve temiz duygularla doldurur. Hassas ve narin bir şekilde bakar hayallerine, düşlerinde çiçeklendirir. Ama hayat bazen öyle beklenmedik yerden gelir ki, hayallerin içini doldurdurduğumuz o saf ve temiz duygular buruşturularak çöpe atılır. Düşlerimizin çiçekleri solar. Şairin; "Yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen" dediği gibi hayal kırıklığı yaşarız. Kırgınlık, bir cam kırığı gibi kalbe batar ve can acıtır. Bu duruma eşlik eden ve onu sağaltan, hakkıyla yaşandığında şifaya vesile olan duygu ise hüzündür. Şair, ilk bölümün dizelerinde kırgınlık ve hüznün insana hissettirdiklerini anlatıyor. Şiirlerin konusu ne olursa olsun, dizelerin derinliğinde ,şairin her zaman sırtını yaslandığı umudu oluyor.
" Hiçbir şey saklı kalmaz derinde; benzer bir gün daldaki meyveye "
dizeleriyle, yaşadığımız hüznün berekete vesile olarak, güzellikleri çoğaltacağını anlatıyor. Hüzün, bahar yağmurlarının toprağı beslemesi gibi, kalbin toprağını besleyen bir duygudur. Her daim göz kırptığı, omuz omuza gezdiği umut duygusunu göz yaşlarıyla sular ve, onun bereketiyle güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olur. Yaşadıklarımızın yasını tutmak olarak adlandırılan bu süreç, psikolojiye göre sağlıklı bir süreçtir. Duyguları yaşamak deyince aklımda her zaman Cahit Zarifoğlu'nun şu cümlesi belirir;
" Acısını yaşa, öfkeni yaşa. Ve seyret. Kendini engelleme. Öyle suyun üstünde akan yaprağa bakar gibi bak, seyret. Uzanıp onu almaya kalkışma. Kendini suçlama. Olacak olandan kaçamazsın. O nedenle hiçbir duygunu bastırma kendini, baskılama. Çünkü insan bastırdığı duygunun esiri olur."
Bu paragraf, bir kaç cümleyle, duyguları yaşamanın önemli olduğunu anlatan, psikolojiye göre hakikatli cümlelerdir..
Şair ikinci bölümde, bölüme adını da verdiği hayat şartları konusuna değiniyor. Dizelerinde, sesi olmayana ses, gönlü yorulana duâ olmaya çalışıyor. Burada temas ettiği iki nokta var. İlk olarak dünya nimetlerinin bir şiir gibi bize verildiğinden bahsediyor. Bize verilen nimetlere şiir gözüyle bakmanın(yani hediye), ve bu tefekkürle hayata devam etmenin insanın iç dünyasında huzur doğurduğunu anlatıyor. Aslında hayatımıza sabitlememiz gereken en önemli düşüncelerden biri, dünyaya son kez bakıyormuş gibi yaşamaktır. Şair de, elimizde olanları fark etmek, gücümüzü fark etmek ve iş işten geçmeden elimizdekilere sahip çıkmanın ve onları değerli kılmanın önemini anlatıyor. Bunu yapabilmenin ilk şartı,sağlıklı nefes alabilmeye ek olarak,psikolojik sağlamlık kavramıdır. Psikolojik sağlamlık, hacıyatmaz misali,hayatın darbelerine uğrasa da devrilmeyen,devrilse de kaldığı yerden kalkan, rengârenk bir içsel yapıdır. Hayatta imtihanların olacağını kabullenmek, kontrolümüzde olanları bilmek ve yine kontrolümüzde olmayanları çözemediğimizde kabullenmek, psikolojik sağlamlığın önemli ilkeleri olarak anlatılır psikolojide.. Ama biz bazen o kadar körleşiyoruz ki, gücümüzü göremiyoruz. Bize verilen nimetler etrafımızda tüm ihtişamıyla dans ederken, biz ısrarla onların olmadığı tarafa bakıyoruz. Bu da, bize şiir gibi verilen tüm nimetleri görmemizi engelliyor. Şairin dizelerinde bahsettiği ve kaleminden damıttığı tefekkür, bu olguların üstüne düşünmeye vesile oluyor.
Şair, bahsettiği ikinci mevzuda ise sosyolojik hayata değiniyor. Elimizdeki nimetleri, körü körüne,sadece bize aitmiş gibi sahiplenme duygusunun olumsuzluğunu ifade ediyor. İnsan olmanın güzelliğinin, bir çiçek misali solduğuna değiniyor. İnsanlık çiçeğini besleyip büyütenin; paylaşmak, anlayış gibi kıymetli değerlerden geçtiğini ifade ediyor. Şair burada maddi yoksulluğu metafor olarak kullanarak, insani yönlerden yoksulluğumuza değiniyor.
Bir diğer temada ise, ikinci temanın devamı olarak; bu sosyolojik hadiseleri yaşarken zamanın geçtiğini ve ömrün bir pil gibi yavaşça bittiğini anlatıyor. Ömrümüzün usulca göndere çekildiğini anlatan şair, yaşam içindeki bireysel şükür duygusu ve, toplumsal ilişkilerin önemine değiniyor. Zaman, hızla şelaleye akan bir ırmak gibidir. Irmak coşkundur,dalgalıdır, elbette bu yolda ilerlemek kolay değildir. Madem bu ırmaktayız ve başka çıkış yok ise, yolculuktan keyif almayı öğrenmeliyiz ki; geriye dönüp baktığımızda tebessümle ve vicdan rahatlığıyla bakacağımız bir hayatımız olsun. Hem kendimizi koruyup kolladığımız,hem sorumluluklarımız, hem insani ilişkileri dengede tutma çabamız, hem de insanlar olarak birbirimize gerektiği zaman desteğimiz, bu macerayı keyifli hale getirecektir. O şelaleden geçerek asûde hayata girdiğimizde ise, çantamızda kalan o zorlu yolculuğun memnuniyeti, bizim kazancımız olacaktır..
Velhasıl kelâm, şairin aynı zamanda ödüllü kitabı olan bu eser, duygularımız ve hayat yolculuğumuz adına bizleri, güzel bir serüvene davet ediyor. Şair, basit kelimeleri kullanarak yazdığı metaforların içini,derin anlamlarla dolduruyor.. Samimiyet duygusunın hissedildiği dizeler, okuma şevkini kamçılıyor. Şair dizelerde asla bağırmıyor; sözü yormadan, dingin bir yerden sesleniyor. Dizeleri, tefekküre davetiye çıkartıyor. Şairin beğenerek okuduğum eserlerinden biri oldu. Bu anlattıklarım çerçevesinde ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz.
Keyifli okumalar diliyorum...
Yorumlar
Yorum Gönder