《 KEKEME ÇOCUKLAR KOROSU 》

 Okuma eylemi sadece kitabı okumaktan ibaret değildir, diye düşünürüm.. Abdurrahim Karakoç'un ;

     Ezelin, ebedin şifresi sende

     Menfinin, müsbetin şifresi sende

     Çözülsen de olur, çözülmesen de

     Sorular, cevaplar seni okusun

     Yazdığın kitaplar seni okusun

dediği gibi, insan da okunur ... Bize gelen en güzel mektup Kelâmullah'da; düşünmemiz,akletmemiz gerektiği öğütlenir defalarca.. Tefekkür diye adlandırılan bu eylem sadece düşünmek değildir, aynı zamanda bir keşif ve öğrendiklerini sentezleme işlemidir. Yani, öğrendiklerini kendi zihin değirmeninde öğüterek, ortaya özgün ürün çıkarma eylemidir. Bu da "okumak" anlamına geliyor. İnsanı ve onun hayatını,yaşadıklarını, menfi müsbet taraflarını, çözülen çözülemeyen yönlerini görmek; onlardan ders almak, onları sentezlemek ve tecrübeyi hayat heybesine atmak; bir nevi insan okumaktır diye düşünüyorum. İşte bu kitap bir radyo programcısının insanı ve hayatı okuma hikâyesidir.

Elbette, sadece insan okunmaz; güneşin doğuşu-batışı , güzel manzaralar, bir şehir ve şehrin sokakları, tarihi yapılar da okunur. Ama bu kitapta konumuz, insanlar ve onların birbirinden farklı hayatları ya da imtihanlarıdır...


Kurguda, bizi kitaba konuk eden karakterimiz, yine kimliğini bilmediğimiz biridir. Sadece radyo programcısı olduğunu biliyoruz. Tarık Tufan'ın eserlerinde karakterin kimliğinin belli olmaması, hepimizin eksik yanlarına tercüman olan bir çığlık gibi sanki...

 " İnsan tamamlanmamış bir cümledir " diyen yazar, bir çoğumuzun eksik parçasını birleştirerek, hepsini bir karakterde tamamlıyor. Yazar, bazen felsefik cümlelerle, bazen iç dünyamızda derine daldıran sorularla, kimi zaman da kelimelerini şifaya bulaştırdığı cümleleriyle tamamlıyor karakterlerini...


Kitabın ismi, kitabı özetleyen harika bir metafordur. Yazar, Kekeme Çocuklar Korosu 'nda; kekeme kelimesiyle, hayatında çaresizlik yaşayan bazı insanların, kendini ifade edememesini ya da bölük pörçük ifade edişini anlatıyor. Çocuk kelimesi kullanılarak, "insanın anavatanı çocukluğudur" psikolojik öğretisi simgeleniyor. Bu insanların, aynı duyguları ve hisleri yaşayarak, aynı hüzünlü şarkıya eşlik etmeleri ise koro olarak simgeleniyor, diye düşünüyorum. Kitabı okuduktan sonra, kitabın isminin güzelliğine bir kere daha hayran oldum.

Ayrıca, kitabın dilinde de bir kekemelik var diye düşünüyorum. Kitabın anlatımının dağınık ve savruk olması, eksik cümleler ve cevapsız sorular, kitabın amacına hizmet etmek adına kekeme bir dille yazılmış diye düşündüm. Bu dil, anlamayı zorlayacağı için bazı okurların sevmeyeceği bir dil olabilir bunu da belirtmek isterim. 


Kitabın arka kapağında da ifade ettiği gibi; 90'lı yıllarda, zamanın bulanıklaştığı gece yarılarında radyo, şehrin farklı yanlarından yükselen hikâyelerle doluyor. Karakterimiz, gecenin bir vakti, avuçlarına doldurduğu kelimelerle hayat izleri arıyor. Rastladığı izleri kırık dökük, bazen paramparça bize aktarıyor. Bazı insanlar için yaşam, kimsenin açıp bakmadığı bir kapının arkasında kalıyor. Bu kitap, o hayatlardan bazılarının kapılarını aralıyor.İhanete uğramış ve tekrar güvenmeye korkan insanların, tek başına bırakılmış kadınların, ebeveynlik yapmaya çalışan annelerin, çalışmak zorunda kalan çocukların, çaresiz ve kırgın aşıkların, hayal kırıklığına uğramış mahcup erkeklerin hikayelerine değiniliyor. İçinde bulunduğu topluma ait olamayan insan portleriyle yalnızlığın resmi çiziliyor. Herkes konuşurken, sesi çıkmayan bu insanların çaresizliği anlatılıyor. 


Bazen de, o radyo programındaki insanların, en parlak camdan düşledikleri hayallerinin, nasıl kırılıp da paramparça olduğunu dinliyoruz. O parçaların, birbirinden farklı acılarla insanların ruhlarına batması, okurken benim ruhumu da acıttı. Hayal kırıklığı, insana ait en zor duygulardan biridir. Yahya Kemal Beyatlı'nın "İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar" demesi gibi ,hayaller insana nefes olur bazen.. Lâkin bazı durumlarda, bu hayallerin yıkılması ile insanın nefesi kesilir. Göğsüne ağırlık çöker. Karakterimiz, sunduğu radyo programıyla, bu insanların derdiyle dertlenip yaşanmış olayları içselleştiriyor. Kendi iç monologlarını da dahil ederek, psikolojik ve felsefik sorgulamalarla, hem kendine hem de okura iç dünyasına doğru yol açıyor. Kimi zaman hayal kırıklığının verdiği acı, ruhunda öfkeye sebep olduğundan, cümleleri bazen de öfke saçıyor. 

Yazar kitapta, zaman zaman dağılan okuru toparlıyor; karakterin diliyle, insana acizliğini hatırlatarak, onlara ümidin ve duânın kapılarını aralıyor. "Andolsun ki insan hüsrandadır" ayetinden izler taşıyan cümlelerle, beşeriyetten insaniyete giden yolun çizgisini gösteriyor. Yazar, zaman zaman bir çoğumuzda gördüğüm ve sevdiğimiz o ayeti hatırlatıyor; "(Duha-5)"

" Ve muhakkak ki, sana Rabbin ihsan buyuracak, sen de hoşnut olacaksın.."

 Bu okumanın sonunda insan, Mevlana İdris'in dediği gibi diyor;

     Rabbim geldik işte bunlar ellerimiz

     Bunlar da ellerimizin büyük boşluğu..


Velhasıl kelâm yazar bu kitapta, 90'ların geniş açılı bir resmini çiziyor. Aynı zamanda bu resme; o dönemin ruhunu, acılarını, umutlarını, çaresizliklerini iliştiriyor. 90'lı yıllardaki insanların hikâyesiyle evrensel ve zamansız olan duygulara değiniyor. Koro misali, seslerini duyurmak isteyen ama başaramayan insanların çaresizliğini ve sessizliğini anlatıyor. 

90'lı yılların melankolisine ayna tutmak isterseniz, siz de bu kitaba şans verebilirsiniz .. 

Keyifli okumalar diliyorum..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》