《 CENNETİN DOĞUŞU 》
"Hep bu kitabı yazmak istedim, bu kitabı yazabilmek için çalıştım, bu kitabı yazabilmek için dua ettim."
..diyen John Steinbeck'in Cennetin Doğuşu romanı, yazarın otobiyografik eklemelerle kaleme aldığı baş yapıtlarından biridir. Bu baş yapıt, nesiller boyu süren bir hikâyeyi akıcı bir şekilde kurgulamakla kalmaz; iyiyle kötünün savaşını ve iradenin(seçme hakkı) önemini, merak unsurunu da diri tutarak, karakterler ve diyaloglar üzerinden bize anlatır.
Kitabın girişine tasvirle başlayan yazar, Salinas Vadisi'ni keyifle okuyarak tanımamıza olanak sağlar. Yazar,buradan sonra ki tasvirleri ise diyaloglar ile harmanlayarak yazmıştır.
İyiyle kötünün savaşı dediğimizde aklımıza genellikle Habil ve Kabil gelir. Bu kitapta, iyilik ve kötülük sadece ahlaki bir ikilem olarak anlatılmaz; aynı zamanda bireylerin hem içsel hem de toplumsal çatışmalarını ve bunların sonuçlarını yansıtır. Kuzey Kaliforniya'daki Salinas Vadisi'nde Hamilton ve Trask ailelerinin, üç nesil devam eden zaman yolculuğunda, bu kadim anlatı farklı renklerle karşımıza çıkar.
Biliyoruz ki insanın yaradılışı ile iyi ve kötü de yaratılmıştır.Bu kadim anlatıya dair büyük bir tablo resmeden yazar, siyah ve beyaz renkler arasındaki grilere, ve bu renkler arasındaki bocalamalara da yer verir.
Adam Trask ve Aron Trask karakterleri roman boyunca iyiliğin temsilcileri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Adam'ı sessiz bir deprem gibi çarpan aşk duygusu, onu enkaz altında bırakır. Bu enkazdan Lee ve Samuel'in yardımlarıyla çıkan Adam,güçlü duyguların yıkıcı etkisinden çıkan birinin, iyiliği seçmesiyle yücelebildiğini temsil eder.
Aron'un depremi ise annesidir. O enkazdan çıkmakta zorlanan Aron, enkazın getirdiği yıkıcı etkiye kimseyi sürüklemek istemez.
Hani bazı insanlar vardır ya,hakikaten zor bir imtihan yaşarlar. Ama bu enkazdan çıkmak için;insanların duygularını, başarılarını, güzelliklerini, sahip olduklarını, umarsızca!! ,basamak gibi!! kullanmaktan çekinmezler.! Ve bunu yaparken de o kadar haklılardır ki!,o çarpık düşüncelerinin anlaşılmamasına içerlenirler..!
İşte Adam ve Aron böyle değildir. Onlar kendi enkazlarına kimseyi bulaştırmazlar. Hayatlarındaki zorlukları çözseler de çözemeseler de,onların mücadelesi, sorumluluk bilinciyle, iyinin ve güzelin olduğu yönde olur.
Charles Trask ve Cal Trask ise kötülüğün temsilcileri olarak karşımıza çıkar.
Charles Trask'ı yöneten 'onaylanma duygusu', onun seçimiyle hırsa ve kıskançlığa dönüşür. Esasında bu duygular hepimizde vardır ama iradesine hükmedemeyenler, bu duygulara esir düşerek kötülük yolunda sürüklenirler. Charles Trask, seçimleriyle, yanlış yola kanalize olanların yaşadığı yalnız,bereketsiz ve anlamsız hayatın temsilcisi olur.
Cal Trask'ı yöneten ise, 'babasının sevgisini kazanma' duygusudur. Cal Trask, iradesine esir olmuş, bunun farkında olan ama kötülüğe karşı koyamayanların temsilcisi olarak karşımıza çıkar. Charles'in kibri,kötülüğe esareti kabul etmezken; Cal bunun farkında olarak yardım ister. İşte bu noktada hayırhahlık kavramı devreye girer. Hayırhah; iyilik ve güzellik yoluna yönlendiren arkadaşlık demektir. Bu noktada da ; Samuel ve Lee 'ye değinebiliriz.
Kitapta, Samuel ve Lee; iyiliği seçmiş ve bu yolda bilgeleşmiş kişilikler olarak karşımıza çıkar. Bilgelik; tecrübelerini iyilikle yoğurarak,zihin fırınında sentezleyen ve hayata yeni öğretilerle anlam katan kişilerdir.
•Egolarının yok denecek kadar az olması,
•Kötülüğe hükmeden gönül tahtına sahip olmaları;
•Kötülük ile karşılaşsalar bile,iyilik tohumu saçarak yollarına devam etmeleri,
bilge insanların ,dünyada cennetin doğuşuna anlam katan özellikleridir. Onların bilgeliği bağıran bir eylem değildir; gözlemle birlikte gelen sessizliğin içindeki gösteriştir. Bir hâl,bir söz,bir cümle ile olması gerekeni hissettirirler. Bu kitapta özellikle Lee, sıradan bir hizmetçi gibi görünse de, derin felsefi düşüncelere sahip, gözlemci ve yol gösterici bir bilgedir.
Bir de Kate karakteri var,hiç bahsetmek istemiyorum. Belki şeytan Kate'den ders alıyordur bilemiyorum. Kalbi artık o kadar katranlaşmış ki, duyguların içeri sızacağı yer kalmamış. Hayretler içinde okudum. O şeytanı değil de, şeytan Kate'in temsilcisi olabilir belki de.. Kitabı okuduğunuzda, ayette bahsedilen mühürlü kalbin örneğini görmüş olacaksınız..
Yazar, bahsettiğim karakterler ve yan karakterlerle birlikte; iyilik ve kötülük, seçim ve kader, kabul ve reddedilme, suçluluk, sevgi, nefret, bilgelik, özgürlük, bağlılık ve inanç gibi evrensel temaları derinlemesine işler.
Kitap, özellikle Trask ailesinin Adam ve Charles adlı kardeşleriyle başlayıp, onların çocukları Cal ve Aron ile devam eden iyilik ve kötülük kavramlarını, nesiller boyu tekrar tekrar ele alır. Bu tekrarlar, insan doğasındaki çatışmaları ve bireylerin,
İ R A D E ile kendi kaderlerini nasıl çizdiğini resmeder.
Velhasıl kelâm, buraya kadar bahsettiklerimi yazar Timshel kavramıyla açıklıyor. Ve kitabın konusu bu kavram etrafında örgüleniyor. Kısacası Timshel; insanın özgür iradesiyle, ahlaki seçim yapabilme yeteneği ve bu doğrultuda kaderini şekillendirmesidir..
Kitap, sadece bir soy ağacı hikâyesi olmanın ötesinde bizleri; insan doğası, ahlak ve özgür irade üzerine zihinsel sorgulamaya yönlendirir. Karakterlerin iç çatışmalarıyla empati kurmamıza imkan sağlayan yazar, olay örgüsü vesilesiyle iyiyi ve kötüyü açıkça ortaya koyar. Eee gerisi bizim özgür irademiz (◠‿◕)
Felsefe derinlikli dokunuşları da olan bu kitap ilginizi çektiyse tavsiye ediyorum..
Keyifli okumalar diliyorum ...
Yorumlar
Yorum Gönder