《 E Z İ L E N L E R 》
Ezilenler romanı, realist akımın etkisiyle yazılmış bir kurgu olmasının dışında, adından da anlaşılacağı üzere hayatta insanların ezildiği tarafları anlatan bir eserdir. Yazar bu kitapta; ilişkilere dair tespitler, zor kişilikler ve onları yönetme sanatı, ebeveynlerin hayata bakışımızdaki etkisi, duygular gibi insan psikolojisini kapsayan konuları akıcı bir kurguyla anlatır. Buradaki ezilenler kavramı her zaman 'eziklik' anlamına gelmez, bazen de 'çaresizlik' anlamına gelir.
Kitabın baş karakteri İvan Petroviç (Vanya) geçimini yazarlıkla sağlamaya çalışan, genellikle sağlıklı ve iyi niyetli davranışlarda bulunan bir karakterdir. Aynı zamanda kitabın anlatıcısıdır. Seven ama sınırları önemseyen bir olgunlukla yaşam süren Vanya, sevdalı olduğu kızın başkasına aşık olması altında ezilir. Buradaki eziklik aslında Vanya'nın çaresizliğidir. Vanya'nın sevdası yanar ama tütmez. O, sevdasının yangınını asaletle taşır.O yangın, Nataşa'ya olan davranışlarında mükemmel bir dost olarak ortaya çıkar. Âşık olduğu kız Nataşa, Vanya ve onun arkadaşlığından memnundur.
Nataşa'nın Alyoşa'ya aşkı ise tamamen sağlıksız bir duygudur. Psikolojide değersizlik şemasının örneği diyebileceğimiz Nataşa, sağlıksız duygularının altında ezilir. İlişki onun için güvenli bir liman değil, güvensizlikle örülen dikenli bir tel gibidir. Ama yine de bu yoldan devam eder. Babasının gururuna yenilerek kızını terk etmesi, Nataşa'nın daha da çıkmaza sokar. Yazar burada, çocuğun yaşı kaç olursa olsun ebeveyn rehberliğinin ve sevgi dolu duruşunun önemli olduğu mesajını verir. Vanya'nın iyi niyetli yol göstermeleri, âşık olana yani geçici görme bozukluğu yaşayan Nataşa'ya uzun bir süre fayda vermez.
Alyoşa ise kitapta iradesiz olarak geçer ama ben onun davranışlarını bu kadar nazik ifade etmek istemiyorum. Alyoşa iradesiz değil, dengesizdir. Narsist bir baba ve ezik bir anneyle büyüyen çocuklar genellikle duygusal olarak gelişemezler. Alyoşa'nın gelişiminde bu durum şöyle ortaya çıkar; o duygularını bir çocuğun dürtüsel davranışları gibi kullanır, iradesizlikle istediğini istediği an yapmaya çalışır. Burada bir parantez açmak istiyorum. Ezik bir insan ve çaresiz bir insan aynı değildir. Ezik insan pasiftir, elinden gelenin ne olduğunu deneme cesareti yoktur. Bu ifade bir kınama değil, tanımlamadır.İnsanlar ebeveynlerinden öyle öğrenebilir ama isterse değişebilir. Çaresiz olan ise konuşur, anlatır, bir şekilde uygulamaya geçmeye çalışır. Elinden geleni denemiştir ve olmamıştır. Zihninde ise aktiflik devam eder. Kitabın anlattığına göre Alyoşa'nın annesi böyle narsist bir karakter karşısında pasif kalmayı tercih etmiştir.
Ve narsist Prens... Kendisi Alyoşa'nın babasıdır. Uzmanlar hepimizde bir miktar narsistlik olduğunu ifade ederler ve bunu sağlıklı narsisizm olarak adlandırırlar. Prens'in davranışları ise çoğunlukla sağlıksız narsistik davranışlardır. Eşine, çocuğuna, çevresindeki insanlara saygı duymayan bu tip, irtibat hâlinde olduğu herkesi kontrol etmeye çalışır. İnsanların fikirlerinin bir önemi yoktur, hayat yolunda onunla yürüyenler onun iklimine uymak zorundadır. Bunun için gerekirse kibir, hakaret, aşağılama gibi insanlık dışı davranışları sergilemekten çekinmez. Prens, egosunun altında ezilen ve bunu sağlıksız bir zorbalıkla aksettiren bir kişiliktir.
Bir de minik Nelli'miz var ki 12 yaşında küçük bir çocuktur. Gerçek hayatta da zaman zaman şahit olduğumuz, ebeveynsiz büyüyen, hayatın ağır yükleri üstüne devrilmiş ve onların altında ezilmiş, sevgi nedir bilmeyen bir kız çocuğudur.
Bir diğer karakterimizden Nataşa'nın babası, kızının hatasını kabul edemeyen, kendi gururu altında ezilen bir babadır. Annesi ise kızıyla eşinin arasında dengeyi bulmaya çalışan, ezik değil çaresiz bir annedir.
Bu karakterlerin hepsi kurguda birbiriyle irtibat halindedir. Ben karakterleri burada birbirinden bağımsız anlatarak, bireysel olarak ezildikleri temalara değinmek istedim. Kitap, bu ezilmişlikleri bir noktada ebeveynleri ve özellikle babanın çocuk üzerindeki etkisi olarak anlatır. Baba, hayat labirentindeki çocuğuna rehberlik yapacak bir göz olması gerekirken o, çocuğunun gözlerini oyar ve çocuğu duygusal olarak körleştirir. Kitapta daha çok öne çıkan baba-kız ilişkisi ise sadece bir aile dramı değildir; "ezilmenin" içselleşmiş halidir. Babalar otoriteyi ve geçmişin yükünü, kızlar ise değişimi ve geleceğe bakmayı temsil eder. Yazar, bu bağ koptuğunda bireyin toplum içinde nasıl köksüz ve savunmasız kaldığını mükemmel bir tablo gibi göz önüne serer. Yani bazı ezilmelerimiz belki ailemizden miras kalmıştır bize lakin böyle devam etmesi gerekmez. Sağlıklı yol, kendi kul hakkımız da dahil, kimsenin hakkına girmeden hayat yolunda ilerlemeye çalışmaktır. İnsanız, hata yaparız kabul ama telafi etmeyi bilmek, dürüst olmak, doğruda istikrarlı olmaya çalışmak da önemli erdemlerden biridir.
Velhasılkelam roman, karakterlerin ruh hâlini kurguyla harmanlayarak ezilmek kavramını farklı yönlerden ifade etmiştir. Roman, Vanya karakterinin Dostoyevski benzerliği nedeniyle kısmen otobiyografik bir romandır. Kitabın başlarında bahsetmediğim bazı karakterlerin varlığı, kitap sonunda bulmaca tamamlanır gibi ortaya çıkar. Merakın, diyalogların, akıcılığın olduğu bu romanı okurken sıkılmayacağınızı düşünüyorum. Dostoyevski psikolojiyi ve karakter analizlerini diyaloglarda eriterek okumayı zevkli hâle getiriyor. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz.
Keyifli ve istifadeli okumalar diliyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder