SEYAHAT YAZILARIM ☆BULGARİSTAN SOFYA PLOVDİV ☆

 Seyahatin terapi gibi hissettirdiği bir geziden daha selamlar... Sınırı geçtikten sonra Bulgaristan'ın kalbi diyebileceğimiz Sofya'ya doğru yola koyulduk. Küçük tepelerde düzgün bir şekilde sıralanmış uzun ince gövdeli çam ağaçlarından geçerek ilerledik. Çam ağaçlarının tepesi karla süslenmiş ve küçük tepelere ince kar örtüsü yayılmıştı. Bir süre sonra sis tüneline girmiş gibi olduk. Arasında kuru ağaç dalları zayıf bir siluetle merhaba diyorlardı. Sis yavaşça şehri terk ederken, güneş bizi tüm zarafetiyle karşıladı. Geniş arazide dikilen çok katlı olmayan binaları geçtik ve Sofya'nın merkezine doğru hareket ettik. İlerledikçe binaların sıklığı arttı. Ve karşımızda Sofya'nın merkezi gibi dikilen Aleksandr Nevski Katedrali ile karşılaştık. Osmanlı-Rus Savaşı'ndan kalma bu tarihi yapı, görkemi, vakarı ve tarihiyle hafızamıza motif gibi eklendi. Muhtemelen havanın da etkisiyle soğuk ve gri sokaklardan geçerek ilerlediğimiz Sofya'da, 6. yüzyıldan beri ayakta kalmanın yorgunluğunu taşıyan Sveta Sofia Kilisesi, şiirsel mimarisiyle eski Papaz Okulu (Sofya İlahiyat Fakültesi) bulunuyor.Papaz okulunun hemen yanından geçen tramvaylar, şehrin antikliğine ayak uydurur gibi geçerek meydana canlılık katıyorlardı. Bulgaristan'ın kültürel kalbinin attığı Ivan Vazov Ulusal Tiyatrosu ise bahçesinde bulunan parkıyla sadece bir oyun alanı değil, aynı zamanda Bulgar halkı için bir yaşam biçimi gibi selamladı bizleri...Birçok yerde gördüğümüz aslan figürleri ise ulusal kimliğin, bağımsızlık mücadelesinin ve devlet yapısının en önemli sembolüdür. 


Avrupa'nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Filibe (Plovdiv) ise, geçmişin sadece bir kalıntı değil, aynı zamanda yaşayan bir yer olduğunun en güzel kanıtlarından biridir. Mardin, Eskişehir, Balat sokaklarının Bulgar kültürüyle karıştığı bu sokaklar, tepelerin üzerine kurulmuştur. Filibe'nin en büyük caddesi olan Glavnata, antik stadyuma ve Cuma Camii’ne kadar uzanan uzun bir yoldur. Bir yanda modern mağaza vitrinleri, diğer yandan tarihi yapıları ile birlikte açık hava müzesi hissini yaşatır.Caddede elini kulağına götüren heykel Miyo, sanki bu renkli şehrin sırdaşı gibidir.


Zaman makinesinde geziyor gibi hissettiğimiz Sofya ve Plovdiv sokakları, tarihten fısıldadığı esintilerle bizlere yeni bilgiler ve deneyimler kazandırdı. 

Düşünenler için şimdiden keyifli seyahatler...

Yorumlar