《 NAR AĞACI 》
Bazı hikayeler, geçmişten ders alıp geleceğe yön vermek için öğrenilmesi gerekir...
Bu hikâyede de;aynı amaca ek olarak, merak, duâ ,fotoğraflar ve vuslata ereMEmiş mektuplarla bir seyyah yola çıkar ... Seyyah bu yolculukta, okurları, bildiğimiz yolculukların dışında bir de zaman yolculuğuna çıkarır...
Nar Ağacı ....
Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikaye olarak geçiyor kitabın arka kapağında..
Nar ağacı sadece bir roman değil;fotoğraflar,mektuplar ve seyahatin ışığında,tarihî bir yolculuk,bir aidiyet arayışı ve bir aşk hikayesidir.
Anlatıcının, dedesinin köklerini merak ederek yola revan olmasıyla başlayan bu hikaye;kalbin,aşkın,şiir gibi hayatların masalını yazar.. Aynı zamanda, anlatıcının,yani seyyahın yolculuğu,zihnimi Samiha Ayverdi'nin şu cümlelerine götürdü :
Ben seni aramak için,
senden başlayan,
sende nihâyetlenen bir yola girdim;
girdiğim yol, insan ayağı ile fetholacak bir ülke değil...
Onun için ben de başı ayağı bıraktım, senden ibaret bir vücutla yollara düştüm, SEFERDEYİM.
Settarhan ve Zehra...
Yazarın deyimiyle iki ayrı ırmak.. Yılların koynunda demlenen akıbet ile, birleşerek tek bir ırmak oluyorlar. Bu iki ayrı ırmak, masalsı sona ulaşana kadar ,kader tezgahının türlü hünerleriyle karşılaşıyorlar.
SETTARHAN; genç,çalışkan, yiğit,cömert, ailesine ve değerlerine saygılı bir genç... Kalbinin toprağı verimli olduğundan, güçlü sevgiler büyütebilen bir gönle sahip Settarhan... Kalbinde büyümeye çalışan yaban otlarına izin vermeyen bir yürek... Sevdalandığı kadına ,kalbinin bereketiyle çoğalan cömertliğini sergiliyor. Fakat, ağır bir imtihan yaşıyor. Bu ağır imtihanına, bir de ailesinin yaşattığı imtihan ekleniyor. Hakikatin yanında olduğu için, öz ailesi tarafından yalnız bırakılan Settarhan, kendince bir hicret yolu çiziyor. Gücü,parayı ve sahip olduğu üstün sıfatları, hakikatler uğruna terk ediyor. Aile olmak,bir bitkinin kökleri gibidir. Küçük kökler, aynı zamanda diğer köklere tutunarak büyür. Tutunduğu köklerden kopmak zorunda kaldığında, tutunacağı su,toprak ve güneşini bulamazsa ölür. Köklerinden kopmak zorunda kalan Settarhan da, bir bağ arayışına girer hicret yolunda... Gönlünde büyütmek istediği ikinci bir sevda bulur,lakin o da gönlüne nasip olmaz. Gönlüne ekmek istediği sevgi çiçeklerinin,bu kalbin kıymetini bilmemesi Settarhan'ı yaralar. Bu kalpleri bilirsiniz.. Acıyı da, hüznü de, ihaneti de, vefasızlığı da gönül toprağına bir gübre gibi atar. Onları ,kalbin toprağını zenginleştiren değerlere dönüştürür. Settarhan,zor da olsa,bunu başarmış; dönüşen o duyguları,tecrübe olarak, insaniyet hamuruna katmıştır.
Balkan harbinden, birinci dünya savaşına kadar olan bu dönemde Settarhan, iç dünyasındaki savaşlarla boğuşurken,dış dünyadaki savaşların etkisinden de kurtulamaz.
ZEHRA; Büyükhanım, Hacıbey ve abisi İsmail ile mutlu bir hayat sürerken,savaşa ve onun getirdiği çirkinliklere maruz kalan bir ailenin evladıdır. Settarhan'ın ailesinin, hakikatlere uymayan kültürel zorbalıklarına karşılık,bu aile hakikatlerin izinden gider. Hakikat izindeki bu ailenin ilk imtihanı,savaş vesilesiyle yaşadıkları ayrılıktır. Hacıbey bir tarafta, İsmail bir tarafta iken, Büyükhanım ve emanetleri başka bir tarafa göç etmek zorunda kalır. Göç yolculuğu,ayrılık,hasret,belirsizlik ölüm ve çaresizliğe tanık olan Zehra, bu imtihanların onu bir hamur gibi yoğurmasıyla olgunlaşır.
Büyükhanım, savaş esnasındaki göç yolculuğunda,insafın ve vicdanın olmadığı beşerlerle muhatap olmasına rağmen, değerlerinden ve insaniyetinden vazgeçmez.. Türk kadınının, savaştaki gücünün,en güzel örneklerinden biridir... Böyle bir kadının kanatlarının altında büyüyen Zehra'nın, en büyük eğitimcisi Büyükhanım olmuştur.
Ve savaş.. Atalarımız;açlığa,sefalete,tifüse,koleraya aldırmadan,kanlarıyla bu toprağı sulayan büyük mücadelenin kıymetli ruhlarıdır... Onların fedakarlığı, sadece bir canın feda edilmesi değil,nesiller boyu sürecek özgürlüğün tohumlarını ekmekti. Kitabı okurken ,nefes aldığım bu hür topraklarda,
onların eşsiz direnişi ve adanmışlığını,bir daha hatırladım. Bu yüce ruhlar karşısında, kelimeler ve duygular kifayetsiz kalıyor .
Bıraktıkları mirası en güzel şekilde yaşatabilmek duasıyla..Rahmetle, minnetle..
Anlatıcının, Trabzon, Bakü, Tebriz , Taht-ı Süleyman, Batum, Tiflis, İstanbul yolculuklarında, fotoğraf ve mektuplarla bizleri şahit kıldığı masal vuslata eriyor.
Settarhan ve Zehra'nın iki ayrı ırmak olduğunu söylemiştim. Kimsenin bilmediği kaderin bildiği bu vuslat ,bu iki ırmağı Trabzon'da birleştiriyor. Kalplerinin toprağı verimli bu iki güzel ruh, birbirlerine emanet ettiği çiçeklerini ,en güzel değerlerle büyütüyorlar. Nurullah Genç'in "Dilek tuttum okunsun ahım arşa dokunsun" şiiri ,bu sevdalılara yazılmış sanki... Şöyle ki:
Biz iki ırmağız, akarız Rabbim
Ayrılığın derin topraklarından
Aşk oturur gönlümüzün yurdunda
Aramızda bir sahra ki, sapsarı
Ejder mi var tepelerin ardında
Yutuyor yolları ve kervanları
Bizi bizden iyi bilirsin Rabbim
Bir ırmağı bir ırmağın kalbinden
Yalnız sen geçirebilirsin Rabbim
Bir masalın iki kahramanıyız
Binbir gece peşimizde uğrular
Kâh ölümü alırız koynumuza
Kâh dönülmez bir ülkeye gideriz
Ya ufuklar dolanır boynumuza
Ya da vuruluruz, kefen giyeriz
Bizi bizden iyi bilirsin Rabbim
Bir masalı bir gerçeğe ansızın
Yalnız sen döndürebilirsin Rabbim
Her bir mısra,o kadar Settarhan ve Zehra ki...Gönüllerinde aşk oturan bu iki güzel ruh,mısralarda anlatıldığı gibi, türlü imtihanlarla pişerek,birbirlerinin kalbinden geçiyorlar. Bu şiirdeki duâ, bu iki güzel yürek adına kabul oluyor. Birbirine baktıkları değil,birbirini gördükleri bir sevda masalı onların ki...Öyle ki,masal gerçeğe dönüşüyor.
Velhasıl kelam; yazarın edebi ziyafetiyle birlikte, tarihî yolculuğa, kültürel zenginliklere,insaniyetin her türlü haline,duygulara şahit olduğumuz bu kitap,dimağımıza bıraktığı güzel mesajlarla sonlanıyor. Bu kitabı, derinlemesine bir okuma deneyimi arayan, tarihi olaylarla örülü, duygusal ve edebi yönden güçlü romanları sevenlere tavsiye ediyorum.
Keyifli okumalar diliyorum..
Yorumlar
Yorum Gönder