《 M A İ V E S İ Y A H 》

 Mai ve Siyah kitabı, bir kurgudan ziyade hayatın gerçeklerini anlatan bir kitaptır. Yazar, realist bir kurguyla kitabı yazarken; aynı zamanda o çerçevenin içini doğa betimlemeleri ve edebî dil ile lezzetlendirmiştir. Servet-i Fünun edebiyatının en önemli romanı olarak kabul edilen bu eser; arka fonda, bulunduğu dönemi analiz ederken, karakterlerin psikolojik derinliğini de ortaya koymuştur. 


Mai ve Siyah için; hayallerin(mai) ve gerçeklerin(siyah) yarışı mı desem, çatışması mı desem bilemedim.Kitap, mai(mavi) semadan yayılan 'elmas yağmuru ışıltısı' metaforuyla birlikte, Ahmet Cemil karakterinin yazarlık ve şöhret hayallerini anlatarak başlıyor. Aslında gerçekler her zaman siyah değildir lâkin; kitapta anlatılan gerçeklerin olumsuzluğu sebebiyle de bu renk ismi veriliyor.


İnsanların hayat yolculuğunu dağa tırmanmaya benzetirim. Bazı insanlar bu yolculukta gerekli olacak tüm donanıma ve imkana sahipken, bazıları tutunacak sağlam yerler bularak ilerlemeye çalışır; çünkü ona herhangi bir donanım bırakılmamıştır ve onu emeğiyle hak etmesi gerekir. Bazıları sorumluluklarını yerine getirirken yanında desteği vardır, yüklerini onunla paylaşır ve o dağı beraber tırmanırlar. Bazısının ise sorumluluklar üstüne bir enkaz gibi devrilmiştir ve yalnızdır. O; dağı aşarken, yapması gerekenler ve bakması gerekenleri yüklenerek ilerlemek zorundadır. İşte, baş karakterimiz Ahmet Cemil’in de böyle bir hayatı vardır. Başlarda güzel bir hayata sahipken beklenmeyen baba ölümüyle üstüne yıkılan sorumluluk, ne kadar mai hayaller kurmaya çalışsa da onu zorlar. Çünkü tek başına her cephede savaşmak zordur.. Her şeye rağmen güçlü ve sakin kalmak zordur. Hele ki hayata henüz genç yaşında hazırlıksız yakalandıysan daha da zordur... Peki bu zorluklara bir de aşk duygusu eklendiyse? Aşk, ilk etapta Ahmet Cemil için bir motive aracına dönüşüyor. Duygusunu platonik olarak devam ettiriyor. Şiirlerini, aşkın ve hayallerinin motivesiyle yazmış olsa da, bazen hayat insana istediği cevabı vermiyor. 


İnsan hayallerinde her şeyi mümkün kılar. Bu yüzden,  Ahmet Cemil'in hayallerinde de, en başta her şey mümkündü. Hayallerinde, edebiyatın ıssız çöllerine şiirleriyle vaha gülleri ekmişti. Ama hayat bu ya, hayallerini gerçekleştirmek için attığı bir çok adımda ,hayallerinin hakikat ile çatışmasına şahit oldu. İnsan böyle hayatın zorluklarına maruz kaldığında, her cephede savaşmak zorunda kaldığı için ya da sorumluluğunun ağırlığından dolayı, her şeye tahammül edemiyor. Normal bir zamanda üstesinden gelinecek bir durum, bir söz, bir davranış ;bu tür durumlarda kişinin altından kalkamayacağı bir hale gelebiliyor. Ve insanlar böyle zamanlarda destek bulamazlarsa, hayat sahnesinden silinip gidebiliyorlar. Gerçekleşecek elmas yağmuru, efsunlu düşleri de onunla birlikte tarihinden siliniyor. Bu noktada kendime bir daha şunu hatırlattım; kimse başına ne geleceğini bilemez. Bu tür durumlarda hakikatin kabulüyle yoğrulabilmek ve tekrar başlayabilmek çok önemli.. Umut ipine sıkı sıkı sarılmak ve tekrar denemek, gittiğimiz yolu güzelliklere çıkarabilir. Verilen ömrü hakkıyla yaşamak ve anlamlı bir yaşam bırakmak için gayrete sarılmak önemli, ama kendi kul hakkına da girmeden... Sonuçta Yunus Emre'nin de dediği gibi __"Kader gayrete âşıktır.."__


Kitap, Ahmet Cemil'in hayatının zorluğu etrafında dönerken bazı konulara da değiniyor. Bunlardan biri olan dostluk kavramını yazar, en güzel anıların biriktiği, zamana meydan okuyan derin bir bağ olarak anlatıyor. Dostluk insanın duygusunu yaşayabildiği ve paylaşabildiği ikinci evi gibidir. İnsan bazen, dost kelamıyla olaylara sağlıklı bakabilir, hayatına huzur serpebilir. Ama hayat her zaman, sadece dostlarla çevrili olmuyor. Toplumsal yaşamda bazen haset duygusunu ruhunda kökleştirmiş insanlar da karşımıza çıkabiliyor. Kitapta da bahsedildiği gibi haset; kendi neşesini üretemeyenlerin başkasının neşesini tüketmesidir*. Kendi bahçesini güzelleştirmek yerine, başkasının bahçesine kötü bakışlarını çevirenlerin durumu ne acıdır.! Böyle insanların geriye dönüp baktığında ortaya attığı ,ürettiği tek şey koca bir çöplüktür. Hâlbuki bahçeyi güzelleştirecek birbirinden güzel duygular ve davranışlar vardır. Kişi, bireysel ahlâkını iyileştirecek, toplum sağlığı iyi hâle getirebilecek düşünceler üretebilir. Bunları davranışa dökebilir. Ama maalesef kalbi katranlaşmış insanların içine, güzellik ışığının sızması çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu bağlamda kitap, bu hakikatler adına güzel mesajlar veriyor. 


Veee kadın..... Kadın, varlığıyla taçlanmış bir kraliçe iken; onu sadece doğurganlığı ve hizmetiyle tanımlamak cahil bir bakış açısıdır. Hala günümüzde de şahit olduğumuz, kitapta bahsi geçen böyle cismaniyet odaklı insanların varlığı utanç vericidir. Kadın aynı zamanda, düşüncesi,sanatı,cesaretiyle de vardır. Kadın hayatı renklendirir, yolculuğa anlam katar. Bu yaradılış güzelliğini bilmemek, bu mucizeye göz kapamaktır. Beşer istediği kadar göz kapatabilir; ama güzellik var olmaya devam eder.


Velhasıl kelâm yazar, bu kitabıyla bizlere sosyolojik ve psikolojik bir tablo çizmiştir. Toplumdan bir insan hikâyesiyle, o insanı ve farklı insanların hikayelerini ve derinliğini tanıtmayı amaçlamıştır. Bir dönem romanı olarak da okuyabileceğiniz bu eserde, o dönemin edebiyat dünyasından hikayeler de okuyacaksınız. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz. 

İstifadeli okumalar dilerim....


* Deniz Dülgeroğlu

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》