《 C A L İ G U L A 》
Kitap ismini, İmparator Caligula 'dan alıyor. Tarihte yaşamış biri olan Caligula, Roma imparatorluğunda sevilerek tahta çıkmış olsa da, yönetim sürecini zorba bir imparator olarak tamamlıyor. Yazar Albert Camus, absürd felsefesini bu kitabında Caligula üzerinden anlatıyor. Gerçek Caligula'nın iktidar hırsı ve zulmünü, absürd felsefesine göre kurguluyor. Yazarın absürd felsefine göre karakterimiz Caligula, kardeşinin ölümüyle hayatın anlamsızlığını fark eder. Ama bu anlamsızlığı, -Yabancı kitabındaki Meursault karakteri gibi- kabul etmez. Bunu zorbalığa ve zulme dönüştürür. Yani Meursault absürdizmin nasıl olması gerektiğini anlatıyorsa; Caligula da nasıl olMAması gerektiğini anlatıyor.
Öğrendiğim kadarıyla gerçek Caligula, yönetimi boyunca politik zorbalık yapıyor. Kitap karakterimizin zorbalığı ise varoluşçuluk üzerinden anlatılır.
Ölümü anlamsız olarak gören Caligula, bu anlamsızlığı insanlara ispat etmek için haddini aşan bir özgürlüğe yönelir. Keyfine göre belirlediği insanı öldürür ve zorbalıkla insanları ezer. Bu vesileyle, kendi absürdizmine insanları inandırmaya çalışır. Sevmeyi, cesareti, adaleti, yalanı zorba eylemleri ile eleştirir ve aşağılar. Bu bağlamda yaptıklarını Nemrut'a benzettim. Evet zorbalık için amaçları aynı değildir, ama yaptıkları uygulama aynıdır. Zorbalık, gerçekten zayıf olanların oyuncağıdır. Karşısındaki insanı özne olarak değil nesne olarak görür. Zorbalık, zayıflığın kendini güçlü sanma yanılsamasıdır; oysa gerçek güç, bir başkasının varlığını incitmeden onun yanında durabilmektir. "En sevdiğim yanım da şu taş yüreğim" diyen zorba Caligula'nın ruhu ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır. Onun hastalığı ölümcül ama kendine değil, yönetimi altındaki masum insanlaradır. İçindeki ölüm korkusunu, insanları öldürerek iyileştirmeye çalışır. Caligula insanları öldürerek anlamsızlığa başkaldırırken, sevgi, adalet gibi kıymetli değerleri de öldürür. Hattâ bu hadsizliğini büyüterek, ay'ı elde etmek istediğini söyler. Yazar burada ay'ı bir metafor olarak kullanır. Ay'ı istemek insanın bu sınırlı ve ölümlü kaderine karşı bir başkaldırıdır. Caligula, "insan" olmanın sınırlarını (ölüm) reddederek bir yaratıcı gibi imkansızı talep eder ve evrenin kurallarına meydan okur. İnsanları da zorbalıkla buna inandırmaya çalışır. Caligula’nın zalimliğine maruz kalan halktan bazı kişiler bu keyfi özgürlüğe karşı çıkarak çatışma başlatır. Ona kıymetli değerleri hatırlatarak yardımcı olmaya çalışırlar. Kurgu bu yönüyle de dünya hayatının imtihanlarına benzer. Alay-ı illiyyin yolcusu olan insanlar, peygamberimiz ve Allah cc dostu insanların yolundan ilerleyerek güzel değerlere sahip çıkarken, esfel-i safilin yolcusu olanlar şeytanın dostluğu için kötülük noktasında yarışır.
Kitapta beni rahatsız eden bir nokta vardı. Bunlardan biri Caligula'nın kız kardeşini sevmesi ve ensest ilişkileriydi. Yazar bunu uzun uzun anlatmıyor, sadece bir cümle olarak ifade ediyor kitapta ve sonra bu konuya değinmiyor. Ama kurguya böyle iğrenç bir durumu dahil etmesi rahatsız ediciydi.
Velhasılkelam bu oyun, hayatın anlamsızlığını fark eden bir imparatorun, bu anlamsızlığa karşı diktatörlüğe soyunarak hem çevresini hem de kendini yok etme sürecini anlatır. Absürdizme uymuş olsaydı ölüm anlamsız gelse de, bunu kabul ederek yaşayacaktı. Ama burada yazar, felsefesinin tam tersini anlatır. Kurgusu da dili de sade olan bu oyun, felsefik sorgulamalar ile değerleri düşünmeye sevk eden bir anlatıma sahiptir. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz
Keyifli okumalar diliyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder