《 D Ü Ş Ü Ş 》

 Albert Camus’nün Nobel Edebiyat Ödüllü "Düşüş" adlı romanını daha sakin bir zamanda okumak isterdim. Hengâme içinde okumama rağmen dikkatimi kendine çeken, ahlaki sorgulamalarla insanı kendisiyle ve bulunduğu dünya ile yüzleştiren bu romanı kesinlikle bir daha okumak isterim. Bu güzel roman, monolog tarzında ilerlerken, okuru insan olmaya dair sorgulamalarla düşünmeye sevk eder. Bu kitabın ismi bireyin; vicdan ve masumiyetten, suçluluk ve ikiyüzlülüğe 'düşüş'ünün kısa bir özetidir. Kitap düşüş kelimesinin ardındaki derinliği, felsefî sorgulamalarla anlamaya davet eder. 


Baş karakterimiz avukat Jean-Baptiste Clamence, Paris’te yürürken köprüden atlayan bir kadının çığlığını duyması üzerine, ruhuna taktığı maskenin altındaki kendisiyle yüzleşir. Jean-Baptiste, kendisinin vicdanlı, yardımsever, kadınlar başta olmak üzere herkes tarafından sevilen biri olduğuna inanır. Böyle inanmasına rağmen o, kadının yardım çığlığına cevap vermez, hiçbir şey olmamış gibi dönüp gider.Yüzleştiği o âna eşlik eden bir kadın kahkahası, bu yüzleşmenin simgesi olur, onun sahte erdemini ifşa eder, vicdanıyla yüzleştirir. Başkalarına yardım etmekten zevk aldığını söyleyen bu adam, o an bunun gerçek bir erdemden kaynaklanmadığını fark eder. O övündüğü değerlerinin, ruhundan birer birer düşüşüne şahit olur. 


Jean-Baptiste kibrini ve ikiyüzlülüğünü bir erdem gibi anlatır. İkiyüzlülük, vitrini olan bir depo gibidir. Vitrinde en güzel erdemler sergilenirken, depoda kibir, hırs gibi kötü hasletler ocakta kaynar. İkiyüzlülük, erdemin kelimelerini çalmış bir hırsızdır. Erdemin dilini konuşur ama onun kalbini taşımaz. Böyle insanlar iyilik yapıyor görünerek toplumsal kârı amaçlar. Kitaptaki karakterimiz Jean-Baptiste de, kibrini sahte bir tevazu ile maskeler. Kendini tövbekar yargıç olarak tanıtması, kibrini ve ikiyüzlülüğünü gizlemenin en güzel yoludur. Kibir ve ikiyüzlülüğün sinsi kardeşliği devekuşuna benzer. Kafasını kuma gömse de, gövdesi her zaman vicdanın radarına takılır.

Vicdan ve erdem ise, ruhun derinliklerinden yankılanan iki kadim dost sesidir. Biri içimizdeki pusula, diğeri ise bu pusulayı takip eden asil adımlardır. Herkes gibi Jean-Baptiste de içinde bir mahkeme taşır. O kadın kahkahası ve aslen vicdanı, içsel mahkemesinin hem şahidi, hem savcısı hem yargıcıdır. Bu mahkemede rüşvet geçmez, hitabet ile, iyilikle suç örtülemez. Dolayısıyla Jean-Baptiste kendisiyle yüzleşmek zorunda kalır, kendini suçlu hisseder. Sergilediği narsist tiyatronun sahteliği, kendine dair üstün inançlarını yerle bir eder. Bunu tolere edebilmek için, suçunu itiraf ederek kendini tövbekar yargıç diye adlandırır. Ama bunu hakiki pişmanlıkla yapmaz. Pişmanlık maskesi taktığı narsist kimliğiyle yapar. Kendi suçunu öne sürerek, insanların hatalarını anlatmaya başlar. Bahsettiği çerçeveyi genişleterek, "aslında kimse masum değildir" mesajını verir. Bu mesajla vicdanını rahatlatmaya çalışır. 


Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan kitabında da bahsetmiştim ( https://1000kitap.com/gonderi/274317841 ). İnsan seçim yapar.İnsan yaratılmışların en şereflisidir. Bunun en önemli sebebi ise irade gücüdür. İnsan, iradesini kullanarak iyi ya da kötüyü seçer. İnsan seçimlerinden sorumludur ve sorumluluğundan kaçamaz. Bu sorumluluklar herkesi bazı hatalara götürebilir. İşte yazar bu noktada bize der ki; insan bazı hatalar yapabilir ama gerçek erdem, insanın hatalarını (düşüş) kabul etmesindedir. Bu durum insanı gerçek anlamda özgür kılmasa da bilinçli bir mahkûm yapar. Yazar bu durumu şu alıntıyla açıklar: "Her özgürlüğün ucunda bir yargı vardır; işte bu yüzden özgürlüğün yükü son derece ağırdır."


Velhasılkelam, bu roman insanın düşebileceğini, düştükten sonra seçimleriyle alay-ı illiyyine çıkabileceğini ya da esfel-i safiline düşebileceğini anlatır. Düşüş aslında bir metafordur. Bu metafor, sarsıcı bir kurgu ile okura resmedilir. Bu anlattıklarım çerçevesinde ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz. 


Keyifli okumalar dilerim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》