《 K I R I K H A Y A T L A R 》
Halid Ziya Uşaklıgil'in Kırık Hayatlar romanı, adından da anlaşılacağı üzere kırık ve parçalanmış hayatların örüntüsünde bir kurgu anlatır. Bu örüntüden kurguya sızanlar, okumuş ama insan olamamış bazı bireylerin ahlaki çöküşüne ayna tutarken; buna maruz kalanların acılar içindeki sessizliğini konu edinir.
Kitap, masal tadında bir aile hikâyesi ile başlıyor. Doktor olan Ömer Behiç'in, eşi ve iki kız çocuğuyla birlikte, yeni evlerine geçme telaşına konuk oluyoruz. Ömer Behiç ve Vedide'nin heyecanları, çocukların neşeli cıvıltılarıyla karışarak güzel bir aile musikisine dönüşüyor. Elbette, ailenin güzel musikisinin devam edebilmesi aile bireylerine bağlıdır. Eşlerin birbirine karşı olan saygı ve sevgi bağlarının güçlü olması, aileye dair en güzel besteleri yazdırır. Lâkin kitapta böyle olmuyor. Arkadaşı Bekir Servet'e, sevgiye sağlam bir şekilde tutunamayıp çapkınlık yaptığı için defalarca kızan Ömer Behiç; ondan daha kötü bir ahlaki çöküşle eşini aldatıyor. Aile çatısının altında kaynamaya başlayan bu yanardağ, Vedide ve küçük kızı Leyla başta olmak üzere, aile fertlerinin yıkımına sebep oluyor. Yazar bu ihanetle, insan doğasının çatışmalarını yansıtıyor. Ömer Behiç; vicdanıyla arzusu, ahlakıyla tutkusu, bireysel isteği ve toplumsal istek arasında kalıyor. Yaşadığı dilemma neticesinde hep kötü yolu seçen Ömer Behiç; insanı insan yapan parçalarının tek tek nasıl da düşüp yuvarlandığını ve kendi esfel-i safilin yolculuğunu gözler önüne seriyor. Aldatmak yani ihanet aileyi zehirlemektir. Aldatanın attığı adımlar arkasında uzayan zehirli bir koku bırakır. Bu koku bir şekilde partnerine sızar ve ailenin huzurunu kemirir.
..... İ N S A N ....
Bu kavram sadece bir kelime değil, derinliği görülmesi gereken bir evrendir. Bekir Servet, Ömer Behiç, Neyyir gibi karakterler 'nasıl insan olunmaz', sorusunun güzel örnekleridir. Bekir Servet ve Neyyir'i arsızlıkları ve karaktersizlikleriyle tanımış olsak da; Ömer Behiç'i başlarda sadakatli bir aile babası olarak tanımıştık. Sonrasında Ömer Behiç, ihanetini karaktersizce devam ettirirken; her defasında ruhunda çivilenmiş insanlığına dair parçalarını da söküp atıyor ve insanlıktan uzaklaşıyor. Yıllar önce bir dergide günaha alışmayla ilgili şöyle bir hikâye okumuştum:
❝ Adamın biri bir kayayı sırtına alarak kaldırmaya çalışıyor, zorlansa da kayayı kaldırıyor. Sonra aynı kayadan üst üste iki tane koyuyor ve daha kolay kaldırdığını fark ediyor. Üç tane üst üste koyduğunda, kayaları daha kolay sırtlanıyor. Meğer bu kayalar onun günahının yükleriymiş..❞ İlk günahı işleyen insan vicdan azabıyla zorlansa da, sonraki günahları işlerken ilki kadar zorlanmıyor. Ömer Behiç'in günahı da aynı bu şekilde büyüyor .
Bu roman bir yönüyle de kadınlara değinir. Kitaptaki kadınların çoğu Kırık Hayatlar kavramının en büyük mağdurlarındandır. Kitapta, kadınların toplumdaki yerine ve geleneksel kadın rollerine temas edilir. Ömer Behiç'in eşi Vedide, bu rolleri temsil eden karakterlerden biridir. Vedide aldatılır ve bunu hisseder. Lâkin güvenerek girdiği evlilik kurumunda o kadar yalnız bırakılır ki, üstüne kızının hastalığının da devrilmesiyle perişan olur ve her cephede savaşmaya gücü yetmez. Aldatılmayla yüzleşirse, onurunu koruması gerektiğini düşünerek bu durumu irdelemez ve görmezden gelir. Aldatılan, sonrasında ise bunu bildiği halde görmezden gelen ve çaresiz hisseden insanları görmek üzüyor. Gerçekliğin elinden gitmesiyle büyük bir yıkım yaşayan bu insanlar, eskiden canlı renklerin olduğu dünyasındaki filtreyi kaybediyor. Geriye onlar için sadece; grinin, siyahın ve melankolinin puslu tonları kalıyor. Aldatılmak, hayallerin umutların yıkılması demektir. Bu yıkımdan geriye de çoğu zaman bir enkaz kalıyor. Bu bağlamda yazar, karakterlerin psikolojik derinliğine inerek, yaşadıkları durumları zarif ve edebî bir dille anlatıyor.
Kitabı okurken zarif bir dilin eşliğinde ilerlemek, edebi dimağımıza lezzet katıyor. Lakin, kitaptaki aldatmak anına dair bazı sahnelerin açıkça anlatımı rahatsız ediciydi. Zarif birinin uygunsuz konuşmasına maruz kalıyormuş bir hisle okudum bu bölümleri.. Yazar, Aşk-ı Memnu da olduğu gibi daha kapalı bir şekilde anlatabilirdi. Bunun dışında yazarın, karakterlerin psikolojik derinliğini edebî zarafetle anlatması güzeldi. Bir Peyami Safa olmasa da, psikoloji ve edebiyatın harmanlandığı bu yolculuk, okumaya lezzet katan yönlerden biriydi.
Velhasılkelam roman, adından da anlaşılacağı üzere, yıkılan aile yuvaları ve parçalanan bireysel yaşamlar üzerine kuruludur. Yazar, bireysel trajedilerden yola çıkarak, Servet-i Fünûn dönemindeki toplumsal ve ahlaki bozulmalara, geniş ve gerçekçi bir çerçeveden ayna tutar. Bu anlattıklarım çerçevesinde ilginizi çektiyse şans verebilirsiniz..
Keyifli okumalar dilerim
Yorumlar
Yorum Gönder