《 CANIM ALİYE RUHUM FİLİZ 》

 Duygularını yaşayan, yansıtan, paylaşan ve sevdiğinde, duygularıyla bir akis oluşturduğunu hissettiğimiz Sabahattin Ali'nin sevdası..(⁠◕⁠ᴗ⁠◕⁠)✿

Bu kitap Sabahattin Ali'nin,eşi ve çocuğuna yazdığı mektupların derlenmesiyle oluşmuştur. Klasik mektup derlemesi olmanın ötesinde, yazarın özel dünyasına, duygularına,düşüncelerine,kişiliğine dair bakış açıları sunar. Yazarı tanımak adına rehberlik edebilecek kaynaklardan biridir diyebilirim.


Bu eser, yazarın nişanlılık döneminden başlayan, Aliye hanımla evlendikleri ve, çocuklarının doğup büyüdüğü dönemi de kapsayan mektuplardan oluşur. İlk 50-60 sayfa yazarın,eşi Aliye hanıma derin, güçlü ve tutkulu sevgisini anlatır. 

Bu mektuplarda sevgi, yazarın gönlünden,mektup kağıtlarına sızan bir ışıltı olmuştur. Kalpteki heyecanının ritmini, kelimelerde hissettiren yazar, gerçek sevebilen insanlar ordusunun güzel bir temsilcisi olmuştur. Zamanın ve mekanın ötesine uzanan, sınırları olmayan bu sevgi bağını,hasretin sardığı kelimelerle mektuba bağlamıştır. Aliye Hanım'ın mektuplarını göremesek de, birbirlerine olan sevdalarını,-mektuplardan okuduğum kadarıyla- **iki ruhun ahenkli dansı,iki kalbin senkronize vuruşu olarak nitelemek mümkündür. Kitabın ismindeki "canım ,ruhum" kelimeleri bu sevdanın ışıltısını hissettiren ,tasdikleyen bir mühür olmuştur .


Bazen gerçekten düşünürüm;"Sevgi dolu,sevme yetisinin çoğunlukta olduğu bir toplum olsaydık nasıl olurdu?"

Düşünsenize,seven insan öncelikle saygı duyar. O kalpten,yalan,kibir,fesatlık yayılmaz ve yankılanmaz. Ağızdan sadece kelime olarak çıkan bir saygı değil bu;insana,onun özüne gösterilen nazenin davranıştan bahsediyorum. Saygı,güvenle birlikte,dile yansır. Sevginin olduğu kalpten,dile gelen kelimeler zaten "tatlı" bir şekilde çıkar. O seven kalpten çıkan "tatlı kelimeler" ,başka bir kalpte yankılanır. Başka bir kalpteki de, başka bir kalbi mutlu eder ve salgın şeklinde yayılır. Sonuç; huzurlu ve mutlu bir toplum... olacağını düşünerek hayal kuruyorum (⁠◍⁠•⁠ᴗ⁠•⁠◍⁠). İnşaallah diyelim..


Tekrar kitaba dönersek; 60.sayfadan sonra kitap, yazarın, bir eş ve baba olarak sorumluluklarını ne kadar derinden hissettiğini, ailesine olan bağlılığını ve onlara karşı duyduğu naif sevgiyi gözler önüne serer. Evlendikten sonraki zamanı içeren bu bölümde,çocuğun da doğmasıyla birlikte, nişanlılık dönemindeki duygu yoğunluğu azalır,onların yerini evliliğin getirdiği sorumluluklar alır. Yine de; kitabı okuduğumda, hapishane dönemleri yaşamasına rağmen, tehditler ve bunların getirdiği endişelere rağmen,yazarın her zaman ailesini saran,sıkıntılara çözüm bulmaya çalışan söylemleri,derin sevgisi satırlarda hissedilir. Bu mektuplar, yazarın,sevgi dolu ve sorumluluk sahibi bir baba ve eş olduğunu göstermektedir. 


Mektuplarda Sabahattin Ali'nin yaşadığı sıkıntılı dönemler, maddi zorluklar, edebi çalışmaları, siyasi baskılar gibi konular da yer alır. Tüm bunlarla birlikte mektuplar,sadece yazarın portresini anlatan bir eserden ziyade,dönemin dokusuna da değinen bir tarzda yazılmıştır.

Yalnız şuna değinmek isterim ki;

Evlendikten sonraki mektuplarında gereksiz çok fazla ayrıntı var. Oralarda belki sıkılabilirsiniz.


Ben, gerçekten seven insanların yaşamlarını, sevgilerini,hislerini, onları nasıl ifade ettiklerini, davranışa nasıl döktüklerini okumayı seviyorum. **Victor Hugo'nun 'Nişanlıya mektuplar'** kitabı kadar kapsamlı ve edebî olmasa da, özellikle ilk kısımları iyiydi diyebilirim. Sabahattin Ali'yi tanımak isteyenler ve bu anlattıklarım çerçevesinde merak edenler olursa şans verebilirsiniz ..

Keyifli okumalar diliyorum

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》