《 D Ü N Y A S I Z L A R 》
İçinde ne çok edebiyat biriktirmişsin sevgili Kaan Murat YANIK ( ◜‿◝ )♡
Bu kitap,Azerbaycan-Rusya coğrafyasında iki dostun hikayesi çerçevesinde anlatılan bir kurgudur. Kitap; romanlara atıflar,müzikler,felsefe gibi türlerle zenginleştirilmiştir. Yılları birbirine düğümleyen bu kurgu 4 bölümden oluşuyor. Ben ilk 2 bölümden yola çıkarak anlatacağım.
3.ve4. bölümler, bahsedeceğim konuların devamı ve sonuç olduğu için,tekrara düşmemek adına oralara değinmeyeceğim.
1. Bölüm
Bu bölüm, mimarlık fakültesi okuyan,başarılı bir öğrenci olan Nergis'in hikayesiyle başlıyor. Takıntılı ve ona âşık hocasının, Nergis'in ona olumsuz cevap vermesiyle,ona yaşattığı şiddetin konu edildiği bir bölümdür. Nergis,ülkemizdeki bir çok kadın gibi,yaşadığı olaydan sonra ,ne ailesinden ne çevreden gerekli desteği bulamıyor.Belki de "Dünyasızlar" ismi buradan geliyor. Ülkemizde kadınların bir çoğu,belli yaştan sonra, ebeveynleri hayatta olsa bile hem öksüz hem yetim kalıyorlar. Ebeveynler, varken yok olan bir aileye dönüşüyor. Psikologlara göre bu durum,insanın en büyük travmalarından biridir. Nergis de,aynı durum ve çökmüş psikolojisiyle, rüzgârın estiği yönlerden ,oradan oraya savrulurken,bir vesileyle Firuz dede ile tanışıyor. Firuz dede, Nergis'e,hayatı ile ilgili büyük bir teklif sunuyor. Türlü sillelerle hayatından bıkmış olan Nergis,
Şems-i Tebrizi'nin :
"Düzenim bozulur hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme!.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? tavsiyesini dinlemiş olacak ki, Firuz dedenin teklifini kabul ediyor. Bu teklif ve bilge dedeyle tanışma bizi 2.bölüme sürüklüyor.
2. Bölüm
Bu bölümde Nergis'in dilinden, Firuz dedenin hayat hikayesini dinliyoruz.
Kitabın bu en uzun bölümünün baş karakterleri ,Firuz ve Ayvaz adında iki arkadaştır. Bu kitap sadece bir kurgu değil, hayatın en değerli armağanlarından biri olan dostluğun kelimelerle cisimleşmesidir. Hayatımda en önem verdiğim bağlardan biri arkadaşlık bağıdır. Dolayısıyla bu kitap ve bu ikilinin arkadaşlığı beni derinden etkiledi. Dostluk, anılarla örülmüş bir halı gibidir; her bir ilmeği kahkaha, her bir deseni paylaşılan bir acı, her bir rengi ise ölümsüz bir sevginin tonudur. Çocukluk arkadaşı olan Firuz ve Ayvaz'ın arkadaşlıkları da tam olarak böyle derinleşiyor. Dostluklarını bir halı gibi dokuyan bu ikili, büyüyünce veterinerlik fakültesi kazanıyorlar ve üniversite okurken bir vesileyle kendilerini Stalin ve Nazilerin savaşında buluyorlar. İkili,bu savaşta da dostluğun en güzel örneğini sergiliyor. Hayatın çetin yollarında yol arkadaşlığı etmelerine rağmen, düştüğünde elinden tutmayı, kalktığında alkışlamayı, gözyaşlarına ortak olup kahkahalarını paylaşmayı ihmal etmiyorlar. O eşsiz hazineyi, yani dostluk bağlarını güçlendiriyorlar. Taaa ki ikisi de aynı kadına âşık olana kadar... Aşk depremiyle, kadîm hikâye olan Harut ve Maruta dönüşmek üzereyken, bu aşkın imkansızlığına şahit oluyorlar. Yaptığı yanlışları anlayarak, dostluklarını tekrar perçinliyorlar.
Dostluğun en önemli özelliklerinden bir diğeri, yargılamadan dinlemesi, anlamaya çalışması, hatalarına rağmen seven ve yanında duran sıcacık bir kucak olmasıdır. Komünist düşünceye sahip Firuz ile islam inancına sahip Ayvaz'ın dostluğu, bu açıdan da güzel bir örnektir. Diğer bir taraftan,bir dost, aynadır bazen; tüm çıplaklığınla kendini görebildiğin, kusurlarınla kabul edildiğin, sahte maskelerden arınabildiğin bir yansımadır. Bazen de pusuladır dostluk; kaybolduğunda yönünü gösteren, kararsız kaldığında doğruya sevk eden, aklın ve kalbin sesi olan rehberdir. Dolayısıyla bu hislerin ve değerlerin çerçevesinde, Firuz ve Ayvaz'ın arkadaşlığına şahit olmak çok güzeldi.
2.bölümün diğer bir konusu, Stalin ve Nazilerin savaştığı Leningrad kuşatmasıydı. Yazar, tarihî gerçekliği kurguya dahil ederken,savaşın çirkin yüzünü öyle bir hissettirmiş ki, insan bir kez daha savaşın olduğu şu dünyada yaşamaktan utanıyor. Açlık,soğuk,kıtlık ile yamyama dönüşen insanların olduğu bir savaş ortamı anlatılıyor... Bazı sayfalarda cümleleri tamamlayamadım bile,o derece gerçekliği gözler önüne seren bir durumdu. İnsaniyetin gömüldüğü,kötülüğün,hırsın, kinin,aç gözlülüğün ortada cirit attığı meydandır savaşlar...Savaşlardaki toprak hırsı,eşref-i mahlukat olan insanın, ala-yı illiyyin makamını kaybederek esfel-i safiline düşmesidir. Tam da burada,bu bozuk ortamı güzelleştiren değerlerden biri,dostluk gibi kıymetli bir değerin, böyle bir ortamda nasıl güçlendiğini okumaktı.Savaşın bu zorluğuna rağmen,bu ikilinin gönül köprüleri ve birbirine destekleri, benim için hayranlık uyandıran bir değerdi. Savaşın soğuğuna rağmen,dostluğun sıcaklığını okumak insanın içinde baharlar açtıran bir duyguydu.
Diğer konu ise elbette 'aşk'tı. Dünyanın sayılı dostluklarından olan bu ikilinin arkadaşılığı ,aşk depremiyle sarsılıyor. Ayvaz'ın,Maral'a âşık olduğunu söylemesiyle, Firuz iki günlük bir şok yaşasa da, dayanamayıp o da, Maral'a âşık olduğunu itiraf ediyor. Dostlukları ve aşkları arasında dilemma yaşayan bu ikili öyle acı çekiyorlar ki, bunu "içlerindeki ormanın yanışı" olarak tarif ediyorlar. Savaşta soğuk,açlık,ölüm,cesetler,kan gibi zorluklara maruz kalmalarına rağmen,bu imtihan onlara hepsinden daha ağır geliyor. "Savaş,aşktan daha şefkatliymiş.." diyorlar ikisi de.. Bu cümle ,yaşadıkları acının gücünü gösteren bir tartıydı. Göğüslerindeki gemileri batan bu ikili,o acıyı battığı yere gömerek,birbirinin gönlünü aldıktan sonra,kaldığı yerden arkadaşlık bağlarını sağlamlaştırmaya devam ediyorlar. Sonradan aralarına,bir kış soğukluğu giriyor tekrar fakat,bazı bedelleri ödedikten sonra,dostluk yine devam ediyor .
Velhâsıl kelâm,bu kitap sadece bir kurgu anlatmıyor, aynı zamanda hayat mücadelesi örnekleri sunuyor. Hayat, mücadele için,herkesi farklı noktalardan yakalar. Bazen birinin hayatımıza girmesiyle kontrol edemediğimiz hislere toslarız. Bazen de, hayatın bizi savurmasıyla,istemesek de, bir süre,bir yolda yürümeye katlanmak zorunda kalırız. Bu kitap,hayat mücadelesinin kurguyla harmanlandığı ,etkileyici bir romandır.
Yazarın üslûbu ve edebî dili ise hem anlaşılır,hem etkileyiciydi. Gerçek ile büyünün iç içe geçtiği, hatta zaman zaman birbirine karıştığı bir anlatım biçimi olan büyülü gerçekliği kurguda kullanmıştır. Sadece karakterlerin kabalığı ve argo kullanımı beni rahatsız etti. Biliyorum bu bir kurgu ama,bu durumdan hoşlanmıyorum. Bunun dışında,Azerbaycan kültürüne dair güzel ögeler mevcuttu. Şimdiye kadar anlattıklarımın hepsinin güzel ve tadında harmanlanmasıyla oluşan bu kitabı okumak isterseniz şans verebilirsiniz.
Keyifli okumalar diliyorum ..
Yorumlar
Yorum Gönder