《 REİS BEY 》

 Necip Fazıl Kısakürek’in Reis Bey isimli eseri, idam, vicdan, merhamet gibi konuların adalet kavramı çerçevesinde şekillenmesini ele alan bir tiyatro eseridir. Eserdeki bu kavramlar, sadece birer kelime değil; karakterin ruhunu paramparça edip yeniden inşa eden güçlü değerlerdir. Yazar, karakterlerin diyaloglarıyla sadece bilgi aktarmaz, aynı zamanda felsefi aforizmalarla insanlık dersi verir. Kullandığı edebî üslup ile bu değerleri içtimai hayatı aksettiren bir repertuvara dönüştürür.


 İnsanlık için hayati derecede önemli değerlerden adaletin başında bulunan Reis Bey isimli başkarakterimiz, son derece katı tutum gösteren bir hâkimdir. O, adaleti terazinin soğuk kefelerinde arar. Kalbi kanun maddeleriyle konuşur. Ama vicdan ve merhamet eksiktir. Sadece kanun maddelerine zincirlenmiş hisler, onu yanlış bir hükme sürükler. Duygu züğürdü bu hâkim, kullandığı adalet kılıcıyla insanları teessürün pençesine düşürür.Taa ki hüküm verdiği idam kararının yanlış olduğuyla yüzleşene kadar... Bu yüzleşmeyle birlikte kalbine atılmış merhamet tohumu çatlar. Gün doğumu gibi doğar merhamet yavaş yavaş Reis Bey'in ruhunda... Doğan merhametin ışığıyla birlikte kalbindeki kibir ve katılık eriyerek dağılır. Merhameti bir zayıflık olarak gören Reis Bey, yeni dönüşümüyle aslında şunu anlar: Merhamet, insanın anlamayı ve dinlemeyi gerektiren önemli sorumluluklarından biridir. Bununla birlikte vicdanında içsel mahkemesini kuran Reis Bey, bu mahkemede kendini yargılamaya başlar. Vicdanı artık onun yargıcıdır. O ise iç dünyasında, reis kürsüsünden inip mahkûm koltuğuna oturan bir sanıktır.


 Kitaba konu olan haksız idam kısmını okuyunca, Victor Hugo'nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü eserindeki açıklamalarını düşündüm. Victor Hugo da Necip Fazıl Kısakürek gibi insanın insanı öldürebilme yetkisini eleştirmişti.Farklılıkları olmakla birlikte her iki yazara göre de idamın en acımasız tarafı zamanın geri alınamamasıdır. Verilen hüküm yanlışsa bu ceza ne özür kabul eder ne de telafi için alan açar. Bu cezada hata payı yoktur. Hugo eseriyle bize kurbanın çığlığını duyururken, Necip Fazıl failin yanlış kararı sonrasındaki çığlığını duyurur. Her iki yazar da yanlış idam cezası ile kanunun kusursuz olmadığı mesajını verir. 


Bir diğer değinmek istediğim mevzu ise kitapta sık sık geçen "insanlara acıyın" cümlesidir. Merhamet ve acıma kavramları hayata aynı pencereden bakmaz. Merhamet duygusunda gönül ortaklığı vardır. Merhamet birinin acısını dışarıdan izlemez, omuz verir ve onunla yan yana yürür. Acımak ise 'ben üstünüm' der, kibirden beslenir. Gelip geçicidir ve acıyı dışarıdan izler, onunla yanmaz. Bir gün o duruma düşebileceğini düşünmez. O sadece lütfedip ikram etmiştir ve gönlünü rahatlatmıştır. Bu yüzden insan insana acımamalıdır. İnsan olan insana ancak merhamet eder.


Hasılı bu kitap adalet, vicdan, merhamet davasının devrimini anlatır. Merhamet eksik olduğunda adaletin zulüm olduğunu, vicdan sustuğunda insanın taşlaştığını, haksız idam varsa adaletin güven kaybettiğini terennüm eder. Yanlış hükmün altında ezilen bir hakimin ruhunda doğan merhamet, bin adamın kalbinde merhamet yeşertmeye vesile olur. 

Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz...

Keyifli okumalar diliyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》