《 BİR KIŞ GECESİ EĞER BİR YOLCU 》
Bir kitap okumaya başladığımda zihnimde her zaman "bu kitap bana ne anlatıyor, hangi mesajları veriyor?" sorularıyla ilerlerim. Bu sorular okuma serüvenime anlam katan, kitapla konuştuğum, tartıştığım bir yolculuk sunar bana. Lâkin bu kitabı okurken uzun bir süre ne anlattığını anlayamadım. Kitabın başlarında, "Bu kitap ne anlatıyor?" diye sorulsaydı cevabım şu olurdu: https://youtube.com/shorts/vVcvi32p5qQ?si=swE2nFN5vNIYpn0V 🤭
Böyle bulanık bir kitap daha hatırlamıyorum diye düşünsem de, ilerledikçe taşların yerine oturmasıyla biraz daha rahatladım. 😇
Kitabın içinde yarıda bırakılmış 10 farklı türde roman var. Kitap numaralandırılmış bölümlerden ve bu bölümler arasına dağıtılmış 10 roman girişinden oluşuyor. Yazar kitaba başlarken, okuru muhatap alarak onu ilk roman olan "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" romanını okumaya hazırlıyor. Diğer bölümde, bu romana başlıyor ve roman yarısında kesiliyor.Bu kitabı okuyan erkek okur (ismi yok) ve kadın okur Ludmilla, bunu ifade etmek için kitapçıya gidiyorlar ve orada tanışıyorlar. Bu tanışmayla birlikte aralarında okur arkadaşlığı oluşuyor. Bu süreçten sonra yazar, sanki bir denize dalıyor gibi romanlara daldırıyor. Ama derine inmeden çıkararak erkek okur, Ludmilla, ablası gibi karakterlerle; okumak, yazmak üzerine felsefi sohbetlerle, düşündüren bir kurgu oluşturuyor. Bu sohbeti o bölümde bırakarak diğer bölümde başka romana başlıyor ve tekrardan farklı bir romana daldırıyor ve yine roman yarıda kesiliyor,ve yine derinleşemeden yüzeye çıkılıyor. Bu şekilde on roman ve aralarda karakterlerin okuma üzerine olan muhabbetleriyle kitap tamamlanıyor. Yazar, en heyecanlı yerlerinde romanı keserek okurun okuma arzusunu diri tutma gayesi güdüyor. Sanırım yazara göre bir kitabı bitirmek bir anlamda o dünyayı öldürmektir. Ona göre aslolan bir kitabın sonuna ulaşmak değil, "acaba sonrasında ne olacak?" arzusunu diri tutmaktır.
Bu on romanın başlığı şöyle bir paragraf ile ifade ediliyor:
❝ Bir kış gecesi eğer bir yolcu;¦ Malbork kasabasının dışında,¦ sarp yamaçtan sarkarken,¦ rüzgârdan ve baş dönmesinden korkmadan ¦ gölgenin yoğunlaştığı aşağıya bakarak ¦ birbirine bağlanan çizgilerin ağında,¦ birbiriyle kesişen çizgiler ağında ¦ ay ışığıyla aydınlanan yapraklardan halının üstünde,¦ boş bir mezarın çevresinde ¦ Oracıkta sonunu bekleyen öykü hangisi? ¦ diye, öyküyü dinleme sabırsızlığı içinde sorarsa. ❞
Romanların türlerine gelecek olursak, yazar 10 farklı türde roman girişi yazmıştır. Kitap sırasıyla; gizem romanı, köy romanı, varoluşçuluk romanı, siyaset romanı, cinayet romanı, bürokrasi romanı, kimlik romanı, erotik roman, büyülü gerçekçilik romanı ve distopya romanı türlerinden oluşuyor. Yazar bu türleri kitabın başında haritalandırarak da ifade ediyor ama kitaba ilk başladığımızda bir anlam ifade etmiyor tabii bu harita şeması. Okuma yolculuğunda bu haritaya dönüp bakmak ve notlar alarak ilerlemek bu kitabı anlama açısından yararlı olacaktır.Açıkçası yazarın cesur bir kitap kaleme aldığını düşünüyorum. Birbiriyle bağlantısı olmayan on roman girişi ve yarıda kesilmesi, kaleme alınan bir eser için riskli bir durumdur. Lakin yazar bu cesareti ve kaleme aldığı eseriyle ses getirmeyi başarmıştır. Kendine güvenen yazar bu kitapla birlikte, "size farklı türlerde de roman yazabileceğimi göstermek isterim " demek istemiştir.
Farklı türdeki romanlar haricinde, kitapta anlatılan diğer bir konu okuma serüveni ve kitaplar ile ilgilidir. Yazar bu kitabında birbirinden farklı okuma eylemine değiniyor. Bu farklı eylemleri insanın varoluşu olarak resmediyor. —“En rahat pozisyonunu al, bacaklarını uzat, dünyayı dışarıda bırak”— gibi cümlelerle okumayı bir ibadet olarak terennüm ediyor. İnsanın çekildiği bu zihinsel sığınağı sadece güvenli bir liman değil, aynı zamanda bir keşif alanı olarak nitelendiriyor. Kitabı zarif bir köprü gibi kullanarak, okurlar arasında nasıl güzel bir bağ kurduğunu gösteriyor.Okuma eyleminin sadece kitaptan ibaret olmadığını, yeri geldiğinde bir insanın, bir manzaranın yahut bir olayın da okuma eylemi olduğunu vurguluyor. Kitapların okura ayna tuttuğunu ifade ederek, kısaca Abdurrahim Karakoç'un şu dizesini anlatıyor: "Biraz da kitaplar seni okusun."
Velhasılkelam, kitap farklı türde hikâyelerle biraz da insan hayatına benziyor. Bizler de hayat içerisinde birbirinden farklı hikâyelere dalıp çıkıyoruz. Okuma yolculuğumuzu, hayat hikâyemizin içinde yoğurarak anlamlandırıyoruz. Bunun dışında yazarın okurla kurmuş olduğu samimi ve muzip bağ, kitabın ilgi çeken yönlerinden biriydi. Kitaba şans vermek ister misiniz bilmiyorum, tavsiye de edemiyorum. Herkesin severek okuyacağı bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Ama okuma serüveninde farklılıklara açık olanlar için denemelerini öneririm.
Keyifli ve istifadeli okumalar dilerim.
Yorumlar
Yorum Gönder