《 YAPRAK FIRTINASI 》

 Yaprak Fırtınası, Gabriel Garcia Marquez'in ilk eseridir. Kolombiyalı yazar, İspanyol sömürgesinde kalmış ülkesini, ülkeye gelen muz şirketlerinin sömürüsünü "Yaprak Fırtınası" metaforuyla anlatır. Yazar bu köksüzleşme ve ekonomik sömürüyü örtük bir şekilde eleştirir. Yazarın romanlarında değişmeyen hayali kasaba Macondo, bu anlatımın başrol mekanı olarak sunulur. 


Marquez'in kitaplarının kayıp giden bir anlatımı olmadığını düşünüyorum. Ya kurgusuyla, ya karakterleriyle, ya da ifade ettiği zaman dilimlerinin birbiri arasında geçişiyle kitabın yapboz parçalarını birleştirmek zor olabiliyor. Küçükken babaannesinden dinlediği ilginç hikayelerin, yazarın kurgusal yazım hayatına etki ettiği açıkça görülüyor. Normal bir kurgudan ziyade bazen gizemli anlatım, bazen hiciv kullandığı metaforlar ile toplumsal hayatı resmediyor. Kitaplarını okumak biraz matematik çözmeye benziyor diye düşünüyorum.Metaforları ve satır aralarındaki derinliği anladığımızda hangi toplumsal olaylara parmak bastığını görebiliyoruz. Ve bu da okuma serüvenini zevkli hale getiriyor. Bahsettiklerime göre bu kitabına baktığımızda yazar burada üç farklı anlatıcı kullanıyor. Kimin konuştuğu belirtilmediğinde olaylar üzerinden hangisinin anlatıcı olduğunu anlamaya çalışmak bazı okurların merakını diri tutarken, bazılarının kitaptan kopmasına neden olabiliyor. Bu üç anlatıcının zihinsel konuşmalarını sürekli geçmişe giderek anlatması da bazen okumayı zorlaştırıyor. Tabii bunlar da yine kişiye göre farklılık gösterebilir.


Yazar, yalnız bir doktorun kimsesiz kalan cenazesi vesilesiyle yalnızlık temasını işler. İlk yalnızlık, Macondo kasabasından muz şirketlerinin çekilmesi ve yaprak fırtınasının kasabayı toz hâline getirmesiyle başlar. Bu metaforla sömürgeciliğin kötülüğünü, köksüzlüğün hissettirdiklerini üstü kapalı şekilde anlatır. Bununla birlikte doktorun ölümü üzerinden kurguya devam eder.Kitapta yalnızlık sadece fiziksel bir tek başınalık değil, bireylerin toplumla, kaderiyle, değerlerle uyumsuzluğu olarak ifade edilir. Topluma eklemlenmeyi reddeden bir doktor, elâlem putuna yenilmeden değerlerinin peşinden giden bir albay, kaderinin oyunlarına yetişemeyen bir anne-çocuğun toplumdan duygusal izolasyonu bu kitapta işlenen yalnızlık çeşitleridir. Yalnızlık bu kitapta uzak kalmak, anlaşılmamak, karşılık bulamamak ve var olamamak olarak işlenir. Bu kitapta yalnızlık, derin bir kuyuya atılan taşın sesinin gelmemesi gibidir. Bir temassızlık ve ulaşamama halidir. Bu vesileyle yazar, toplumun yalnız kalan kesmini resmetmiştir. Doktor ölümü ve sessizliği, Albay toplumun çürük kısmına karşı dik duruşuyla onurlu geçmişi, Isabel terk edilmenin kederli bugünü, Martin ise güvenilmezliği temsil etmiştir. Bu temadaki karakterleri belki de Nurullah Genç'in şu dizesi enfes bir şekilde özetler : "Yalnızlık ruhumuzda ağlayan bir masaldı." Bireylerin hikayesindeki birbirinden farklı yalnızlık çeşitleri, kendi masallarında bu duyguyla nasıl baş ettiklerini anlatır. 


Velhasıl kelam bu kitap, bir cenaze hikâyesi ekseninde Macondo kasabasının hikâyesini anlatır.Yazar hem sömürü meselesini hem de toplumsal değerleri ima yoluyla işler. Bu, anlamayı zorlaştırsa da zihinsel kazı severler için zevkli bir okuma sunar. 128 sayfalık bu eserde Macondo kasabası, Kolombiya'nın küçük bir simülasyonu olarak resmedilir. 

Bu anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz. 

Keyifli ve istifadeli okumalar diliyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》