《 KOLERA GÜNLERİNDE AŞK 》
Kolera Günlerinde Aşk, adından da anlaşılacağı üzere, bir kısmı kolera hastalığının olduğu dönemde geçen aşk hikayesini anlatıyor. Kolera salgını, bu yarım asırlık aşk hikâyesinin arka kısmında bir dekor olarak kullanılıyor. Aşk ise yıllar geçse de bitmeyen bir duygu olarak anlatılıyor. Peki yaşanılanlar gerçekten aşk mı? Bence değil... Neden olmadığını anlatayım.
Aşk, sevgiye giden yolda çıra gibi tutuşturucu işlevi gören bir duygudur ama tek başına yeterli değildir. Aşkla başlayan serüven, iki insanın birbirinin doğasına uygunluğuyla sevgiye dönüşür ve bu köklü duygu, çiftlerin hayat yolculuğunu besleyen bir yakıt olur. Sevgi, aşkın fırtınasından sonra sığınılan bir limandır. Sevgi, "biz" olabilmektir, Küçük Prens'te bahsedilen "Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden." cümlesinin sorumluluğunu sözler ve eylemlerle göstermektir. Sorumluluk bir mülk arzusu mudur? Tabii ki hayır. Aşkın bir mülkiyet arzusu oluşuna inat sevgi, bir özgür bırakma ve olduğu gibi kabul etme sanatıdır. Aşkın körlüğü geçtiğinde, gördüğünü tüm gerçekliğiyle kabul edebilme iradesidir.
Bu kitapta ise aşk, sevgiye dönmeye çok hazır bir şekilde ilerlerken, kızın babasının sınıfsal bakışı neticesinde engellenir. Kız karakterimiz Fermina Daza, babasının uygun gördüğü Dr. Juvenal Urbino ile evlenmek zorunda kalır ve kalbinde kalan sevgi tohumunu tamamen öldüremese de öyle bir kalbine gömer ki, bu konuyu kendine bile unutturduğuna inanır. Evlilik boyunca hayatını bu çizgiden çıkarmaz. Erkek karakterimiz Florentino Ariza ise aşkını kalbine gömer ama bir an olsun Fermina Daza'yı unutmaz. 51 yıl, 9 ay ve 4 gün boyunca duygusal olarak kalbinde her zaman Fermina Daza bulunur. Ama yaşamı ve eylemleri bu duyguyu doğrulamaz. Çünkü bu süre boyunca birçok farklı kadınla birliktelik yaşar, sevgili olur. Yazar her ne kadar bunu aşk olarak nitelemeye devam etse de bence bu duygu bir aşk değil, takıntıdır. Gerçekten seven bir insanın Aşk Hikayesi kitabındaki Bahşı gibi duygusunu eylemlerine de dökmesi gerekir. Yani kalbinde biri varken hayatında kimse olmamalıdır. Serhat Yabancı bunu, bitmemiş kola bardağına çay doldurmak metaforuyla anlatır. Aslına bakarsak Bahşı'nın duygusu da sağlıklı bir duygu değildir. Rabbimizin verdiği ömürde hepimiz en başta kendi hayatlarımızdan da sorumluyuz. Devam etmeyeceği belli bir ilişki için insanın kendini ve ömrünü ziyan etmesi de ne kadar sağlıklı, tartışılır. Florentino Ariza'nın duygusuna dönecek olursak, bu sebeplerle hissettiği duygunun aşk olduğuna asla ikna olmadım.
Kitabın diğer bir teması ise aşkın yaşının olup olmadığıdır. Elalem denilen ırka göre özellikle kadınların sevme sevilme hakkı yoktur. Onlar kendi kendine konuşadursun, her yaşta her insanın sevgiye ihtiyacı vardır. İnsan bunu farklı ilişki kaynaklarından alabileceği gibi, herhangi bir yaşta romantik ilişkiden de bu duyguyu alabilir. Florentino Ariza ile Fermina Daza arasındaki ilişki gençlik yıllarında fırtınalı bir şekilde başlar ve sonrasında kesilir. 51 yıl, 9 ay ve 4 gün sonra tekrar başladıklarında bu aşk onlar için bir hatırlayış ve tamamlanış olur. Gençlikteki birliktelikleri birbirlerine doğru yola çıktıkları bir keşif yolculuğuyken, yaşlılıkta bu ilişki onlar için bir yaşanmışlık ve anlam oluşturur. Onlar aşklarını birbirlerine emanet ederek, ikinci baharı yaşamaya koyulur.
Velhasıl kelam bu eser bir aşk hikayesi anlatırken, aynı zamanda ilişki analizlerini de gözler önüne serer. Karakterlerin ilişki içindeki psikolojik analizleri kurguya derinlik katar. Cinselliğin yer yer açıkça anlatıldığı bu eserde yazar, ilişkiyi farklı yönlerden inceler ve resmeder. Yazarın bana göre çekici bir kalemi var. Satırlardaki derinlik ve merak duygusu bir şekilde beni kitabın sonuna sıkılmadan götürüyor. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse sizler de kitaba şans verebilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim...
Yorumlar
Yorum Gönder