《 R İ C A K E Ş 》

 "Ricakeş" kelimesini araştırdığımda, "isteyen, dileyen ve bunu taşıyan" anlamlarına geldiğini öğrendim. Minnet ve boyun eğme gibi anlamları da olan bu kelime, Bülent Parlak'ın türettiği bir edebi kavram olarak geçiyor. Lakin kitabın içeriği bir minnet ve boyun eğme hâli taşımıyor. İstediğini yalnızca Allah'tan isteyen bir kulun hayata dair sorgulamalarını içeriyor. Beşerin insan olamayışı, yalnızlık ve sığınaksızlık gibi konulara değinen şair, modern dünyanın dertlerini satırlara aktararak okurlarıyla dertleşiyor.


Şiirlerin başlıklarının bile bir şiir dizesi gibi olduğu bu eserde şair, varoluş sancılarını dile getirir. Onun için var olmak, üzerine olmayan bir elbiseyi taşımak gibidir. "Sabahları kalkınca intihar etmeyi unutacak kadar dalgın" diyerek, dünyaya getirilişini ve yaşayışını bir yara gibi anlatır. "Yaşamak varlığın kanıtı değildir" diyen şair, omzu çökük bir mahcubiyetle, sığınaksızlığın yorgunluğunu anlatır. Kapitalizm, Ortadoğu ve insanlığın durumu gibi temalara değinen şair, kalabalıklar içinde yalnızlığın esasında sürgüne dönüştüğünü anlatarak yaşamayı bir sancıya benzetir. O sancının geçmesini ister ama beklentide de değildir. Rica edeceği tek huzurda dertlerini anlatır. Bunun dışında, şiir yazmanın ciddi bir iş olması gerektiğini savunan şair, şiirlerini bilgi ve düşünceyle yoğurarak dizelere dökmüştür. Bu nedenle şiirleri okurken, özellikle tarih ve o çerçevede anlatılanları bilmek, şiirden daha çok tat almaya vesile olacaktır. 



Diğer taraftan, yalnızlık da kitabın önemli temalarından biridir. Şair kendi bedeninde taşıdığı bir gurbetten seslenir bizlere. Buradaki yalnızlık mesafelerin uzaklığı değildir, aksine yaşamın ortasında hissedilen bir sığınaksızlıktır. Şair kendisini, modern dünyanın yapbozunda uyumsuz bir parça gibi anlatır. İnsanlığın derdi büyük bir sel gibi akarken, neşeyle uyumlanmaya çalışanlara ulaşamaz. Mesafeler büyür gönül coğrafyasında. Birey, anlaşılmamanın mahkûmiyetiyle kendini gurbet hapishanesinde hisseder. Ve sitemle; "Ne zaman girecek parlamento tutanaklarına yalnızlık?" der. "Sen attığın yerleri bilmedin, ben de düştüğüm rakımları" diyen şair, dünyanın trajedilere gözünü kapatması karşısında hissettiği çaresizliği fısıldar. Şair büyük sözler yerine; küçük, mahcup ve yaralı bir iklimle şiirlerini mevsime dönüştürür. 


Velhasılkelam bu eser, şairin dünyayla kurduğu bağın kırgın ama başı dik bir dilidir. Samimiyeti dizelere serpen şair, okura süslü imgelerden ziyade doğrudan doğruya bir yaşam sızısı terennüm eder. Kitaptaki insan gerçektir ve tüm kırılgan şeffaflığıyla okurla dertleşmektedir. Buraya kadar anlattıklarım ilginizi çektiyse kitaba şans verebilirsiniz. 

Keyifli ve istifadeli okumalar diliyorum. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

《 Ç Ö Z Ü L M E 》

《 İ N S A N O L M A K 》

《 A Ş K - I M E M N U 》